Secde, namazın en mühim rüknüdür. Secde, Allah Teâlâ`ya gösterilen ta`zimin, saygının en üst noktasıdır. Namazda kıyâm ve rükû` mertebelerinden geçerek gittikçe artan alçakgönüllülük ve hürmet, secde ile son noktasına varır. Secde, her türlü yabancı duygulardan uzak, mutlak bir teslimiyet ve sâf bir kulluğun ifâdesidir. Secde kulun kulluğunun tam mânasıyla fark ettiği ve bu duyguyu açığa vurduğu bir andır. Bu sebeble, Peygamberimiz; "Kulun Allah`a en yakın olduğu an, secdedeki hâlidir" (Müslim, Salât, 215) buyurulmuştur. Secde mü`minin Allah`a sığınmasının ve yönelmesinin en güzel şeklidir. Benlikten kurtulup mâsivadan (diğer her şeyden) sıyrılıp vahdete, birliğe ulaşmanın en güzel temsilidir. Rasûlullah (sav), namazda secdeye vardığında alnını ve burnunu yere koyar, kollarını yanlarına yapıştırmaz, ellerini de omuz hizasına gelecek şekilde koyardı (Tirmizî, Salât, 86). Secde insana kul olduğunu hatırlatır. Allah’ın huzurunda ne kadar küçük, âciz olduğunu hissettirir. Küstahlık yapmaması, isyankar olmaması ve kendini başkalarından daha üstün görmemesi gerektiğini hatırlatır. Kul ile Rabbin baş başa olduğu, araya kimselerin giremediği, kulun ne isterse kabul göreceği makamdır. İnsana haddini bildiren en güzel yer secdedir.
“Eğilmek, boyun eğmek, tevazu ile alnı yere koymak” anlamındaki sücûd masdarından gelen secde fıkıh terimi olarak namazda alın, burun, el ayaları, dizler ve ayak parmakları zemine değecek şekilde yere kapanmayı ifade eder. Secdeyle aynı kökten türeyen ve “secde edilen yer” anlamına gelen mescid Allah’a ibadet edilen yer ve bilhassa müslümanların ibadethâneleri için kullanılır. Secde ve aynı kökten türeyen kelimeler Kur’an’da gerek “boyun eğme” mânasında gerekse terim anlamıyla seksen bir âyette geçer. (Diyanet İslâm Ansiklopedisi Secde md.). Secde sâdece Allah’a yapılır. Allah'tan başkasına secde etmek tevhid ilkesine aykırıdır ve haramdır. Hz. Adem'e yapılan secdeyi müfessirler, bu secdenin ibadet değil selâmlama kastıyla ve hürmet ifadesi olarak yapılan bir secde, bir nevi biat olması, yani ona uyulması, itaat edilmesi söz konusudur. Bununla birlikte meleklere mahsus bu secdeyi insanların davranış ve kavrayışları çerçevesinde yorumlamaya çalışmanın gereksiz olduğunu ileri sürenler de olmuştur. Aynı zamanda Kur’an anne-babasıyla kardeşlerinin Hz. Yûsuf’a secde ettiğini de haber vermektedir (Yûsuf 12/100). Bu secde, ibadet amacıyla değil o dönemin âdeti olan ve selâmlama kastıyla yapılan bir secde, bir tür selâmlama ya da Yûsuf’u kavuşturduğu için Allah’a şükür amacıyla yapılan bir secde şeklinde açıklanmıştır. Sihirbazların Hz. Mûsâ’ya secde etmeleri de O’nun yaptığının sihir olmadığını daha üstün bir sey olduğunu kabul edip onaylama ve üstünlüğünü kabul etmektir. Kur’an’da gerek müslümanlardan “rükû ve secde edenler” diye söz edilmesi (Tevbe 9/112), gerekse onların yüzlerindeki secde izinden tanınacağının bildirilmesi (Feth 48/29) secdenin müslüman kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterir.
Secdenin farz oluşu hem Kur’an ile "Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, rabbinize ibadet edin, dünya ve âhiret için faydalı işler yapın ki kurtuluşa eresiniz." (Hac 22/77) ve hem de Sünnet ile, "Alın, iki el, iki diz ve iki ayak uçları olmak üzere yedi kemik üzerine secde etmekle emrolundum" (Tecrid-i Sarih Tercümesi, II, 847) sabittir. Rasûl-i Ekrem, “Kulun rabbine en yakın olduğu an secdeye varmış olduğu andır; secdede duayı çokça yapın” buyurmuştur (Müslim, “Ṣalât”, 215; Nesâî, “Daʿavât”, 118). Sahabeden Muaz bin Cebel (ra) o zamanlar Rum diyarı olan Şam tarafına bir seferden dönünce gelir Allah Rasulüne secde eder. Peygamber efendimiz (sav) "bu nedir şimdi ey Muaz !?" Muaz: "Ya Rasulallah gördüm ki Şamda insanlar patriklere piskoposlara secde ediyorlar. O vakit içimden geçti ki biz de sana secde edelim. Çünkü tazim ve hürmete sen onlardan daha layıksın" Peyganber efendimiz: "Hayır bunu yapmayın. Allahtan başkasına secde etmek layık (uygun) değildir... (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 76) buyurarak yapılanın doğru olmadığını belirtmiştir.
Hz. Muhammed (sav), Müslümanlar için bir rol model ve İslami öğretilere uygun bir hayat yaşamanın mükemmel bir örneğidir. Namazda secde etmiş ve sahabelerini de aynısını yapmaya teşvik etmiştir. Ayrıca secdeyi Allah'tan af ve hidayet dilemenin bir yolu olarak yapmıştır. Hadislerde, secdenin Peygamberimiz'in hayatındaki önemini vurgulayan birçok örnek vardır. Onun örneğinden, secde etmenin doğru yolunu da öğrenebiliriz. Secdeyi doğru bir şekilde yapmak, Allah katında kabul edilmesi için olmazsa olmazdır. "Sizden biriniz secdeye vardığında, secdede dengeli dursun, köpek gibi kollarını açmasın." (Sünen-i İbn Mace, 891). Peygamber (sav)'in rükû'u, secdeleri, rükû'dan sonra kıyam süresi ve iki secde arasındaki süre birbirine eşitti. (Sahih-i Buhari 801). "...Sizden biriniz secdeye vardığında, secdede üç defa: "Sübhane Rabbiye'l-A'lâ" desin. Bunu yaparsa secdesi tamam olur. Bu, en az olanıdır." (Sünen-i İbn Mace, 890).
Namaz İslâm'daki en önemli ibadettir. Dinin direği ve müminin miracıdır. Allah’ın huzuruna çıkmaktır. Namazın en önemli rükünlerinden biri olan secde ise Allah’a en yakın olduğumuz yerdir. Önemli duaları secdede yapmak gerekir. Secde kulluğun en zirve hâlidir: Secde, kulun Rabbine en fazla yaklaştığı andır. Bu nedenle dua için en uygun zamandır."Secde et ve yaklaş! " (Alak, 96/19). Secde namazın en değerli bölümüdür: "Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde anıdır."(Müslim, Salât, 215). Secde tevazu göstergesidir: Secde, kibri kırar, kalbi yumuşatır. İnsan, yere kapanarak Rabbine boyun eğer ve “ben acizim” der. Secde Melekî bir ibadettir: Melekler, Allah’a sürekli secde ve ibadet halindedir. İnsan secde ederek onlarla aynı halkanın bir parçası olur. Secde şeytanın düşmanlık sebebidir: Şeytan, Âdem’e secde etmeyi reddettiği için lanetlenmiştir. Müminin secdesi, şeytana karşı duruşudur. "Meleklere, “Âdem’e secde edin” dediğimizde İblîs dışındakiler derhal secde ettiler; o direndi, büyüklendi ve kâfirlerden oldu."(Bakara 2/34). Secde Kur’an’da sıkça vurgulanır: Kur’an’da secde etmeyen, Allah’a ve O’nun Peygamber’ine uymayan ve isyan eden kavimlerin helak edildiğinden bahsedilir, müminlerin ise secde, Allah'a ve O’nun Peygamber’ine itaat ile ile yüceltildiği belirtilir.
Secde kalbi huzura kavuşturur. "Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur." (Ra‘d 13/28). Ayrıca secdenin fiziksel etkilerine müminlerin yüzlerinde görülmektedir. Alınlarında secde izleri, nurları görülür. "O, Allah’ın elçisi Muhammed’dir. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler. Onları, Allah’ın lutuf ve rızâsına talip olarak hep rükûda ve secdede görürsün. Secdenin tesiriyle yüzlerine simaları oturmuştur..."(Fetih 48/29). Sabır ve teslimiyeti öğretir. Secdeye varan kimse Rabbini tanıyan ve O'na güvenen kimsedir. Güven duygusu sabrı ve teslimiyeti sağlar. Allah’a olan sevgiyi artırır. Çok secde etmek Allah’a saygının göstergesidir. Secde aynı zamanda günahlardan arınma vesilesidir. Secdeyi bilerek ve isteyerek yapan kimse Rabbine yakın olandır. Allah’a yakın olan kimse Şeytan ve dostlarından uzaktır. Bunlardan uzak kimse günahlardan da uzaktır. İslam’a göre secde, sadece bir beden hareketi değil; imanın, teslimiyetin ve aşkın bir göstergesidir. Yeryüzünde Allah’tan başkasına secde edilmesi haramdır; çünkü secde sadece tek olan Allah’a yapılır. Zira, bu anlamda secde edilmeyi hak eden yegâne varlık Allah'tır.
Hüseyin KUBAT
