Küresel Kriz ve İslami Duruş Sempozyumu Kızılcahamam’da Gerçekleştirildi
İnsan ve Değer Hareketi tarafından İnsan ve Değer Şurası 2026 kapsamında düzenlenen “Küresel Kriz ve İslami Duruş” Sempozyumu, 19–21 Ağustos 2026 tarihlerinde Kızılcahamam’da gerçekleştirildi.
Üç gün süren programda; insanlığın karşı karşıya bulunduğu küresel krizlerin siyasi ve ekonomik boyutlarının ötesinde, düşünce, ahlak, değer, kimlik ve varoluş alanlarında meydana getirdiği derin kırılmalar ele alındı. Çağın ortaya çıkardığı sorunlar, İslami düşüncenin temel referansları ışığında değerlendirilirken Müslümanların günümüz dünyasında nasıl bir şahsiyet, toplum ve ümmet bilinci ortaya koyması gerektiği üzerinde duruldu.
Sempozyum, İnsan ve Değer Hareketi Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Şengöz’ün açılış konuşmasıyla başladı. Şengöz, içinde bulunduğumuz dönemin yalnızca ekonomik, siyasi veya askerî krizlerle açıklanamayacağını; insanın anlam dünyasını, ahlaki referanslarını ve hayat tasavvurunu kuşatan daha kapsamlı bir krizle karşı karşıya bulunduğumuzu ifade etti.
Programın ilk gününde Prof. Dr. Celalettin Vatandaş, “Modern Dünyada Müslümanların Duruşu” başlıklı sunumunda modernleşmenin Müslüman toplumların zihni, siyasi ve toplumsal yapıları üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Müslümanların değişen dünyayı doğru okurken kendi inanç ve değerlerinden kopmadan, edilgen değil kurucu bir duruş geliştirmelerinin gerekliliğine dikkat çekti.
Taşkın Koçak ise “Yapay Zekâ Çağında Değer İnşası” başlıklı konuşmasında yapay zekâ ve dijital teknolojilerin insan hayatında meydana getirdiği dönüşümü ele aldı. Teknolojik gelişmelerin yalnızca teknik imkânlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini; insanın anlam üretme, ahlaki karar verme, irade, vicdan ve mahremiyet alanlarının da bu süreçte korunması gerektiğini vurguladı. Müslümanların teknolojiyi kullanan fakat teknolojinin yönlendirdiği bir topluma dönüşmeyen, bilgi ve teknolojiyi insanlığın hayrına yönlendirebilen bir bilinç geliştirmesinin önemine işaret etti.
Sempozyumun ikinci gününde Ramazan Kayan, “Söylemden Eyleme: İrade ve Sorumluluk” başlıklı konuşmasında İslami mücadelenin yalnızca güçlü söylemler üretmekle sınırlı kalamayacağını ifade ederek iman, sorumluluk, irade, fedakârlık ve süreklilik arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Müslümanın sözü ile hayatı, iddiası ile temsili arasındaki mesafeyi azaltması gerektiğini belirtti.
Prof. Dr. Burhanettin Can ise “İhtilâf Ahlâkı” başlıklı sunumunda Müslümanlar arasındaki görüş ve yöntem farklılıklarının ayrışma ve çatışma sebebine dönüşmemesi gerektiğini vurguladı. İhtilâfların tefrikaya dönüşmesini engelleyecek ahlaki zeminin güçlendirilmesi; Kur’an ve Sünnet merkezli bir kardeşlik, istişare ve ortak sorumluluk bilincinin yeniden inşa edilmesi gerektiğini ifade etti.
Programın üçüncü gününde gerçekleştirilen “Modern Fetret Dönemi; Doğuş Sebepleri ve Çıkış Yolları” başlıklı panelde ise çağın düşünsel ve toplumsal kırılmaları daha geniş bir tarihsel perspektifle ele alındı. Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan, modern fetret dönemini meydana getiren tarihsel ve zihinsel süreçleri değerlendirirken; Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara, Müslüman toplumların içerisinde bulunduğu krizlerden çıkış imkânları ve yeniden inşa süreci üzerinde durdu.
Sempozyum boyunca yapılan sunumlar, müzakereler ve değerlendirmelerde; modern dünyanın ortaya çıkardığı krizin temelinde insanın yaratılış gayesinden, fıtratından ve sahih değerlerden uzaklaşmasının bulunduğu vurgulandı. İnsanlığın ihtiyaç duyduğu çıkışın yalnızca yeni siyasi ve ekonomik modeller üretmekten değil; hakikati, adaleti, merhameti ve insan onurunu yeniden hayatın merkezine taşıyan bütüncül bir medeniyet tasavvurundan geçtiği ifade edildi.
Müslümanların kendi iç dünyalarında kapsamlı bir muhasebe gerçekleştirmeleri; ıslah, ihya ve yeniden inşa süreçlerini güçlendirmeleri; farklılıklarını çatışmanın değil zenginliğin ve kardeşliğin imkânına dönüştürmeleri gerektiği üzerinde duruldu. Ümmet bilincinin yalnızca duygusal bir birliktelik olmadığı; düşünceden siyasete, ekonomiden sosyal hayata, ilimden teknolojiye kadar hayatın bütün alanlarında sorumluluk ve iş birliği gerektiren bir bilinç olduğu hatırlatıldı.
Çağın Müslümanlardan pasif bir bekleyiş değil; irade, adanmışlık, fedakârlık, sabır ve süreklilik isteyen sahici bir mücadele ahlakı talep ettiği ifade edildi. Hakikat yolculuğunun kısa süreli heyecanlarla değil; güçlü bir istikamet, ahlaki tutarlılık ve ihlasla sürdürülebileceği vurgulandı.
Sempozyumda ayrıca Gazze başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan zulüm ve adaletsizlikler karşısında Müslümanların yalnızca tepki veren değil, sorumluluk alan ve çözüm üreten bir iradeye sahip olması gerektiği dile getirildi. Mazlumların acısını hisseden ancak bununla yetinmeyip adaletin tesisi için söz, düşünce ve eylem ortaya koyan bir Müslüman şahsiyetin inşasının önemi vurgulandı.
Üç gün süren sempozyum; Müslümanların çağı doğru okuyan fakat çağın önünde savrulmayan, vahye yaslanan fakat dünyadan kopmayan, teknolojiyi kullanan fakat teknoloji tarafından şekillendirilmeyen, farklılıklarını kardeşlik ve imkâna dönüştüren, konuşmakla yetinmeyip sorumluluk üstlenen kurucu, inşa edici ve şahitlik bilincine sahip bir ümmet olma iradesinin güçlendirilmesi çağrısıyla tamamlandı.
İnsan ve Değer Hareketi olarak; insanlığın karşı karşıya bulunduğu krizlere karşı vahyin rehberliğinde hakikati, adaleti, merhameti ve insan onurunu merkeze alan bir mücadele ve inşa anlayışının geliştirilmesi gerektiğine inanıyor; düşünceyi sorumlulukla, sözü eylemle ve imanı salih amelle buluşturan bir gelecek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
