Hüseyin KUBAT

Hüseyin KUBAT

KURBAN

25 Mayıs 2026 10:32 Boğaziçi Eğitim Derneği 129

Arapça'da gerek maddî gerekse mânevî her türlü yakınlığı ve yakın olmayı kuşatacak bir anlam yelpazesine sahip olan kurbân kelimesi dinî terminolojide kendisiyle Allah'a yaklaşılan şeyi, özel olarak da Allah'a yakınlık sağlamak, yani ibadet (kurbet) amacıyla belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.

Türkçe'de kurban kelimesi yalın olarak kullanıldığında kurban bayramında ibadet amacıyla kesilen hayvanı ve bu kesim işlemini ifade ederken diğerleri türüne göre "adak kurbanı, kefâret kurbanı" gibi özel isimler almıştır.

(DİA). İslâm dışındaki tüm dinlerde de kurban ibadetinin olduğu görülmektedir. Kurban ibadetinin tarihi Hz. İbrâhim'e kadar götürülmektedir. (Bkz. İslâm Ansiklopedisi, İlgili maddeler).

Akıl sağlığı yerinde, hür, mukim ve dinî ölçülere göre zengin sayılan mümin, İlâhî rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını kesmekle hem Cenâb-ı Hakka yaklaşmakta, hem de maddi durumlarının yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yardımda bulunmaktadır.

Bu ibadetin ruhunda Hakk'a yakınlık ve halka fedakârlıkta bulunma anlayışı vardır. Kurban, bir müslümanın bütün varlığını, Hz. İbrahim örneğinde olduğu gibi gerektiğinde sahip olduğu herşeyi Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun bir göstergesidir.

Mezheplerin çoğuna göre, udhiyye kurbanı (kurban bayramında kesilen kurbân) kesmek sünnettir (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/429). Hanefî mezhebinde ise tercih edilen görüş, kurbanın vacip olduğudur. (Din İşleri Yüksek Kurulu 12.07.2017).

Çoğunluğun görüşüne göre kurban kesmek sünnettir ve akıl, baliğ, zengin müslümanlar içindir. Kurbanı, varlıklı kimselerin yapacağı bir ibadet olarak gören Allah Rasûlü, yoksulların kurban kesmesine sıcak bakmamıştır.

Kur'an'da, sadece hac ibadeti esnasında kesilecek kurbanlarla ilgili bazı hükümler yer alır. Dolaylı bir işaret hariç (Kevser suresi, 108:2), hac dışındaki kurban ibadetine temas edilmez. "...Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah'ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula, fakire de yedirin." (Hac, 22/28), "Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık..." (Hac, 22/34).

2). Kurban kesmenin hükmü, sahâbeden beri tartışılagelmiştir. Abdullah b. Ömer'e bu husus sorulduğunda, Rasûlullah'ın (sav) Medine'de on yıl kaldığını ve her yıl kurban kestiğini, (T1507 Tirmizî, Edâhî 11) (ona uyarak) Müslümanların da kurban kestiğini ve böylece kurban kesmenin sünnet olduğunu söylemiştir. (İM3124 İbn Mâce, Edâhî, 2). İbn Ömer'in, bu soruya, Kevser Suresi'ndeki "venhar" emrine değil de, Hz. Peygamber'in devamlı uygulamasına dayanarak cevap vermesi dikkat çekmektedir. Buradan da kurbanın Peygamber uygulaması yani sünnet olduğu ortaya çıkmaktadır.

Ancak zamanla kurban kesme âdeta zorunlu bir yükümlülük gibi anlaşılmaya başlanmış olmalıdır. Bu durum karşısında endişelenen Akabe Biati'ne katılan en genç sahâbî olma şerefine ermiş (İbn Hacer, İsâbe, IV,524) Ebû Mes'ûd el-Ensârî (Ukbe b. Amr), "Sizin en zenginlerinizden olduğum hâlde, bir vecibe zannedilmesi korkusuyla kurban kesmemeyi düşündüm." (Abdürrezzâk, Musannef, IV, 383) şeklinde bir açıklama yapma gereği hissetmiştir.

Hatta diğer bir rivayete göre bu sahâbî, "Zengin olduğum hâlde, komşularımın mutlaka kurban kesmem gerektiğini düşünecekleri endişesiyle kesmiyorum." (Abdürrezzâk, Musannef, IV, 383) demiştir. Yine Rıdvan Biati'ne katılan sahâbîlerden Huzeyfe b. Esîd'in (İbn Hacer, İsâbe, II, 43) şöyle dediği nakledilir: "Ben (kurban konusundaki) sünneti bilmeme rağmen ailem beni (birden fazla kurban kestirerek) sıkıntıya soktu. Hâlbuki (evvelden) bir aile, bayramda bir veya iki koyunu kurban ederdi. Şimdi (bir iki koyunla yetinirsek) komşularımız bizi cimrilikle itham ediyorlar." (Abdürrezzâk, Musannef, IV, 383; İbn Mâce, Edâhî, 10) Hâlbuki ben, Ebû Bekir ve Ömer'in bile kurban kesmediklerine şahit oldum." (Abdürrezzâk, Musannef, IV, 381). (Kurban, Allah'a Yakın Olma Çabası. Prof. Dr. Mehmet Görmez). Bütün bu açıklamalar kurban ibadetinin zorunlu olmadığını, sünnet olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla kurban kesen kimse sevap kazanırken, kesmeyen kimse günahkâr olmaz.

Peygamberimiz, kurban etlerinin misafirlere ikram edilerek üç gün içerisinde tüketilmesini istemiştir. Hatta kurban etlerinin üç günden sonra sahipleri tarafından yenilmesini yasaklamıştır. (Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 9-10). Buradaki uygulama ilk Kurban Bayramı olduğundan, o gün Medine'ye dışarıdan birçok misafir gelmişti. O sene kıtlık olduğu, gelenlerin çoğunun aç ve yoksul olduğu için, doyurulmaları gerekiyordu. Böylece aç ve muhtaç kardeşlerinin bayramı tam anlamıyla yaşamaları sağlanmıştır.

Ertesi yıl sahâbeden bazıları söz konusu uygulamanın devam edip etmeyeceğini sordu. Peygamberimiz, "Kurban etlerini üç günden sonra tüketmek üzere ayırmanızı yasaklamıştım. Fakat Allah size bolluk verdi ve hayırlara (mal ve mülke) kavuşturdu. Dolayısıyla o etlerden yiyebilir, sadaka olarak verebilir ve istediğiniz kadar da kendiniz için ayırabilirsiniz." buyurdu. (Müslim, Edâhî, 37). Bu uygulama, kurban kesenlerle kesmeyenlerin et tüketiminde denk olmaları amacına yönelikti. Kurban kesen sayısının artması halinde ise istenildiği kadar yenilir, yedirilir ve saklanabilirdi.

Müminler, her kurban kesiminde, Hz. Ibrahim ile oğlu Ismail'in Cenâb-ı Hakk'ın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri, Kur'an'da da özetle aktarılan (Saffat, 37/102-107) başarılı sınavın hâtırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduklarını simgesel davranışla göstermiş olmaktadırlar. Kişi kurban kesmekle Allah'ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Bunu yaparken de malını Allah için telef etmesi değil en yakınlarından başlayarak insanlara yararlı olacak tarzda gerçekleştirmesi istenmiştir.

Kur'an'da, kurbanın kan ve etinin değil kesenlerin dinî duyarlılıklarının (takva) Allah'a ulaşacağının belirtilmesi buna işaret eder. (Hac, 22/37).

"Onlara Adem'in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine, "Andolsun seni öldüreceğim!" dedi. O da dedi ki: "Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder." (Maide, 5/27. Ayrıca bkz. Mâide 5/28-31; En'am, 6/136, 138, 139, 142; Saffat, 37/107; Hac, 22/34, 35, 36, 37; Kevser, 108/2).

Kevser suresi Mekke'de nazil olmuştur. İkinci ayetinde "O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes" (Kevser, 108/2) buyrulmaktadır. Burada ki "nahr" kelimesi kan akıtma anlamına gelmektedir. Direkt olarak kurban kesme anlamına gelmemektedir.

Hac suresinde ise bütün ümmetlere rızık olarak verilen yumuşak huylu hayvanları keserken Allah'ın adını ansınlar diye kurbanın meşru kılındığı haber verilmektedir. Büyük baş hayvanları kurban etmenin Allah'ın nişanelerinden olduğu bildirilmektedir. Kurban etlerinden yenilmesine ve ihtiyaç sahiplerine yedirilmesine izin verildiğine dikkat çekilmektedir.

Hz. Aişe (ra)'dan gelen rivayette Rasulullah (sav) Kurban Bayramı gününde âdemoğlunun Allahü Teâlâya en sevimli amelinin kurban kesmek olduğunu haber vermektedir. (Tirmizî, Edâhî, 1). Rasulullah (sav)'i kurban keserken gören sahabe "Ey Allah'ın Rasulü! Bu kurbanlar nedir?" diye sordular. Allah'ın Rasulü İbrahim (as)'ın sünneti olduğunu haber verince sahabe kurbandan kendilerine ne ecir ve mükâfat verileceğini sorunca Peygamberimiz (sav) hayvanın her tüyü adedince, yününden her kılı sayısınca sevap olduğunu müjdelediler. (İbn Mâce, Edâhî, 3; İbn Hanbel, IV, 368).

Hayvansal ürünleri yemeyen, sadece bitki ürünleri ile beslenen, kendilerine vegan ismini veren ve hayvan sever olduğunu söyleyen kimseler, hayvanların kurban olarak kesilmesine karşı çıkmaktadır. Hatta her yıl Kurban Bayramı'na yakın gösteriler yapıp karşı duruşlarını vurgulamaktadırlar. Herkesin istediğini tüketme veya tüketmeme hakkı vardır. Onların hayvansal ürünleri tüketmemelerine saygı duyabiliriz. Ancak Allah'ın hayvanları belli ölçülere riayet şartıyla insanların istifadesine sunduğunu da belirtmek isteriz.

İslam dini her varlığa gereken, hakkettiği değer ve önemi vermiştir zaten. Rasulullah (sav) önceki kavimlerden günahkâr birisinin köpeğe su vermesi sebebiyle Allahü Teâlâ'nın affına mazhar olduğunu haber verdiği gibi (Buhârî, Şirb, 9), kediye yaptığı işkence sebebiyle bir kadının azaba uğrayacağını da bildirmiştir (Buhârî, Bed'ü'l-Halk, 17).

Aynı zamanda İslâm en değerli varlığın insan olduğunu ve bir çok varlığın onun için yaratıldığını, onun emrine amade kılındığını da belirtmiştir. Hayvanlara merhamet edelim diye, onların etinden, sütünden, yününden ve gücünden faydalanmamak doğru değildir. Netice olarak hayvan haklarına riayet ederek, hayvanlara en güzel bir muamele ile kurbanlar kesilebilir, onun dışında aşırıya kaçmadan, uygun şartlarda ve ihtiyaç kadar hayvan kesilip etlerinden, yünlerinden, derilerinden vs. faydalanmak uygun olacaktır.

Kurban kesilirken her türlü sağlık ve temizlik kurallarına uymak ta çok önemlidir.

Hüseyin KUBAT

Yorum Ekle

İlk Yorumlayan Siz Olun!

YAZARIN SON 5 YAZISI

Tüm Yazıları
Boğaziçi Eğitim Derneği

Boğaziği Eğitim Derneği Kurumsal Web sitesi.

Boğaziçi Eğitim Derneği

İstiklal Mah. Hamikoğlu Sok. No:16
44320 Battalgazi / Malatya

Dernek Yazılımı: Medya İnternet™ - Dernek Sitesi Kulga © Tüm Hakları Saklıdır.