Hüseyin KUBAT

Hüseyin KUBAT

HAC İBADETİ

16 Mayıs 2026 15:23 Boğaziçi Eğitim Derneği 53

Hac ibadeti konusunda İslâmî kaynaklarda Hz. Âdem dönemine kadar uzanan bir geçmiş vardır. Ancak Kur’ân-ı Kerîm’de Kâbe’yi ilk inşa eden ve insanları buraya ibadete çağıran Hz. İbrâhim'dir. "İbrâhim İsmâil’le birlikte o evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyordu: “Ey rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin." (Bakara 2/127). “İnsanlar arasında haccı ilân et ki gerek yaya olarak gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde kendilerine ait birtakım yararları yakından görmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın ismini anmaları (kurban kesmeleri) için sana (Kâbe’ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yiyin hem de yoksula, fakire yedirin; sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve o eski evi tavaf etsinler” (Hac 22/27-29). Hz. İbrâhim haccın usüllerini, yapılış şeklini tesbit ederek Kâbe’nin her yıl ziyaret edilmesini sağlamış ve oğlu Hz. İsmâil’i orada bırakıp Filistin’e dönmüştür; o tarihten sonra gelen peygamberler ve ümmetleri de Kâbe’yi ziyaret etmişlerdi.

Arapça’da “gitmek, yönelmek; ziyaret etmek” anlamlarına gelen hac kelimesi, fıkıh terimi olarak imkânı olan her müslümanın belirlenmiş zaman içinde Kâbe’yi, Arafat, Müzdelife ve Mina’yı ziyaret etmek ve belli bazı dinî görevleri yerine getirmek suretiyle yaptığı ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirenlere Arapça’da hâc (çoğulu huccâc), Türkçe’de hacı denir.(Diyanet İslâm Ans. Hacc md.). “ Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, Mekke’de alemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kabe’dir. Onda apaçık deliller, Makâm-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse şüphesiz Allah bütün alemlerden müstağnîdir” (Âl-i İmran, 96-97). Bu ayetleriyle Müslümanlar üzerine farz kılınan Hac, Hz. Peygamber tarafından putperest âdetlerinden arındırılarak İslâmî usullere uygun hale getirilmiştir.

Hac ibadeti hem bedenî hem de mali bir ibadettir. Bu ibadetin bir çok faydası ve hikmetleri bulunmaktadır. Haccın farzı olan ihrama girerken büründüğü beyaz elbiseyle, kabre girerken bürüneceği kefenin benzerliğinin şuurunda olarak, ihram kelimesinin sözlük anlamının da çağrıştırdığı gibi, bu kıyafeti taşıdığı süre içinde, başka zamanlarda kendisine meşru olan bazı davranışlardan uzak kalıp, gündelik alışkanlıklarından ve bağımlılıklarından kurtulma ve kendisiyle hesaplaşma imkanına kavuşmuş olur. Hac esnasında hiçbir şeye zarar vermemek esas olduğundan, insanın çevresiyle ilişkisinde son derece dikkatli davranması gerektiği ortaya çıkar. Bu husustaki titizliğin ölçüsü, Kur’ân-ı Kerimdeki yasaklardan ve bu yasakların çiğnenmesi halinde verilecek cezaları bildiren ayetlerden anlaşılmaktadır. (bk. Bakara, 2/158, 196-200; Âl-i İmran, 3/96-97; Mâide, 5/2, 95-96; Hac, 22/26-29, 33-34). Bunun yanında öfkelenmemek, kimseyi incitmemek, sabırlı ve güler yüzlü olmak gibi ahlakî davranışlar da haccı gereği gibi yerine getirenlerin elde edecekleri manevi kazançlar arasında yer alır.

Mekke’ye varan hacı adayı, Kâbe etrafında, cins, ırk, renk, mevki, makam, zengin, fakir ayrımı olmadan omuz omuza saf tutan, tavaf eden, Arafat’ta dualarıyla Allah’a yönelen büyük kalabalık içerisinde kendisini, adeta mahşer yerinde Allah’ın huzuruna çıkmış birisi olarak algılar. Hacı, her gün en az beş defa yöneldiği ve Kur’anda Allah’ın evi olarak nitelenen Kâbe’yi bizzat yerinde görüp, orada, başta Hz. Muhammed olmak üzere, geçmiş peygamberlerin hak din uğrunda verdikleri mücadeleleri hatırlar ve asırlar boyunca birçok mü’minin namaz ve niyazlarına sahne olan bir atmosferde yaşayarak  bu manevi zevki tatmış olur. Ayrıca, hac esnasında Hz. Peygamber ve ashabının bulunduğu coğrafî mekanları ziyaret ederek, Kur’ân’da, “Allah’ın koyduğu dînî işaret ve nişanlar (şeâirullah)” olarak nitelenen (Bakara, 2/158, Hac, 22/32,36) mekanlarda bulunarak o dönemin havasını teneffüs etmiş olur.

Hac görevini yerine getiren mü’minin bu özellikleri kazanabilmesi için yaptığı ibadetin bilincinde olması ve her davranışında Allah’ın rızasını elde etmeyi gaye edinmiş olması gerekir. Bu nedenle, tavaf etmek, sa’y etmek, şeytan taşlamak, Hacerü’l-Esved’i öpmek gibi sembolik yönü ağır olan uygulamaların gerisinde yatan espriyi ve mesajı düşünmek, hac günleri boyunca ibadetin amacını göz önünde bulunduran bir ruh hali ve manevi atmosfer içinde olmak önemlidir. Bu yüzden hac menâsikinin icrasında, kişinin kendisini tehlikeye atarcasına tedbirsiz davranması ve bu arada diğer mü’minleri rahatsız etmesi, elde edilecek sevaba mani olabileceği gibi, fazladan günah kazanmaya da vesile olabilir. Ayrıca, o beldelerde ölmenin faziletli olduğu gibi yanlış bir anlayışa kapılarak, bu ibadeti yerine getiremeyecek derecede yaşlı ve hasta olanların, bile bile hacca giderek hem kendilerini, hem de kendileriyle ilgilenenleri sıkıntıya sokmalarının o kişilere vebal yüklemeyeceği söylenemez. (Hac İbadeti, Prof. Dr. İsmail Hakkı ÜNAL).

Hac ibadetinin hikmetlerinden birisi de, çeşitli uluslara mensup Müslümanların bir araya gelerek buluşmaları, birtakım sosyal ve kültürel farklılıklara rağmen İslam kardeşliğinin kucaklayıcı atmosferinde tanışıp kaynaşmalarıdır. Gerçekten de, dünyada Müslümanların yaşadığı hemen her ülkeden az veya çok katılımın olduğu bu ibadet, Allah’ın iradesinden başka hiçbir şeyin bir araya getiremeyeceği çok zengin bir ırk, renk ve kültür mozayiğini oluşturmaktadır. Allah’ın kulları ve birbirlerinin din kardeşleri olarak tek amaç etrafında toplanan insanların oluşturduğu bu mozayiğin mekanı olan hac, Kur’ân’ın “teâruf” olarak isimlendirdiği tanışıp bilişmenin sağlanabileceği en güzel platformdur. Bu platform genelde, Müslümanların bilgi ve görgülerini tazeledikleri, bazen de kendi yerel müslümanlıklarının dar çerçevesinde edindikleri birtakım yanlış düşünce ve tasavvurları tashih ettikleri, duzelttikleri bir zemin olmaktadır. Bunun en güzel örneği, Amerikalı zenci Müslümanların liderlerinden Malcolm X ‘in, zenci ırkının üstünlüğüne dayalı İslam anlayışının yanlışlığını hac görevini eda ederken fark etmesi ve bu görüşünden tamamen vazgeçmesidir. Hac görevini yerine getiren mü’minler ülkelerine döndükten sonra, orada kazandıkları tecrübeyle, birtakım fikrî, dînî ve mezhebî ihtilaflara daha hoşgörülü yaklaşabilmekte, Hz.Peygamberin müjdesinden hareketle, “anasından doğmuş gibi günahlarından temizlendikleri” inancıyla da, özel ve sosyal hayatlarında daha özenli ve dikkatli olurlar.

Hac sâdece bir ziyaret değildir. Bir çok anlamı içinde barındıran semboller bulunmaktadır. “Hac, insanın kendisini yeniden keşfettiği büyük bir doğuş törenidir.” İhram, insanın bütün dünyevî kimliklerini, makam ve farklılıklarını çıkarıp sadece “kul” kimliğiyle Allah’ın huzuruna çıkışıdır. Burada özgürleşme, kişinin nefsinden ve toplumun dayattığı sahte kimliklerden kurtulmasıdır. “Hac, renklerin, dillerin ve sınıfların silindiği ilâhî bir toplum laboratuvarıdır.” Tüm dünya Müslümanlarının aynı kıyafete, aynı duaya ve aynı istikamete yönelmesi, Allah katında tek üstünlüğün takvâ olduğu gerçeğini canlı şekilde hissettirir. “Şeytan taşlamak, insanın tarih boyunca kendi özgürlüğünü gasp eden güçlere karşı attığı devrimci adımdır.” Şeriati’ye göre bu ritüel sadece sembolik değildir; insanın bugünkü sömürü ve zulüm düzenlerine karşı bilinçli bir şekilde tavır almasının simgesidir. Safa-Merve. “Hacer’in koşusu, bir annenin çaresizliği değil; imanın dinamizmi, ümitle yapılan yılmaz bir arayıştır.” Bu yürüyüş, Allah’a teslimiyet ile mücadeleyi aynı anda sürdürmenin örneğidir.

 “Kâbe, yeryüzünde insanın Allah’a en yakın olduğu özgürlük merkezidir.” Şeriati Kâbe’yi sadece bir bina olarak değil, insanlığın ortak vicdanının ve tevhidin sembolü olarak görür. Herkesin onun etrafında birleşmesi, “ayrılıklar”ın geçici olduğunu gösterir. “Tavaf, insanın yeniden yaratılışa dönmesi ve Allah’ın etrafında varlığa anlam kazandırmasıdır.” Bu dönüş, evrendeki tüm varlıkların Allah’a yönelişini taklit eder. İnsan bu hareketle kendi var oluş merkezine geri döner; hayatının eksenine Allah’ı alır. Hac, en faydalı, kutsi bir seyahattir. Orada toplanmış, dünya elbisesinden soyunmuş, beyaz ihramlara bürünmüş olan muazzam bir kitle, mahşerden bir numunedir. Hacda nefsi öldürme vardır. Her hacı, ailesinden ve dostlarından ayrılmış, zevklerini bırakmış, birtakım sıkıntı ve eziyetleri göze almış fedakar bir müslümandır. Arafat, Arasat’tan bir numunedir. Hacer-i Esved’ı istilam (selamlama) yevm-i misaktaki ahdi tecdid (yenilemek) demektir. HacdaÖlmenizden evvel ölünüz.” sırrı tecelli eder. “Hacda büyük bir topluluk meydana gelir. İslam alemi birbirlerinin hallerini öğrenip, birbirlerine iyilikte ve takvada yardım ederler.

Hacc aslında Mahşer gününün bir simülasyonudur. Yeryüzündeki tüm coğrafyalardan gelen insanlığın birlikteliği ve topluluğun adıdır. Makam, mevki, şan, şöhret, soy, sop, rütbe, ünvan, dil ve renklerin bir anlam ifade etmediği bir yerdir Hac. Hayat, tarih ve toplum insanı bir kurt, bir tilki, bir fare ve bir koyuna dönüştürmüştür. Hac ise insanların birinin hepsi, hepsinin de bir olduğu güne dönüştürmüştür. Dünya zevklerinden uzak yaşamayı ve ruhbanlığı reddederek, kurtuluşu vahye teslim olmakta, fedakarlıkta, kötülükten nefyetmekte ve ihlasta aramayı sağlamıştır. Hac dönüşünde toplumdan soyutlanmaması gerektiğini, aksine toplumun içine girmesi gerektiğini bilmeli insan. Hac da giydiği o beyaz elbisenin kişiliği ve karakteriyle topluma girerek, topluma yön vermelidir. Ali Şeriati bizlere şöyle sesleniyor:  Ey İbrahim rolüne soyunmuş, İbrahim’in makamına geçmiş, İbrahim’in ayak izlerine basmış, İbrahim’in İlahıyla biatlaşmış kişi, İbrahim gibi yaşa, kendi çağında, iman Kabe’sinin mimarı ol. Kavmini, uyuşuk hayat bataklığından, sakin, ölü bir yaşamdan, zulüm zilletinden, cehalet karanlığından kurtarıp, kavmine hareket ve yön ver. Düşmanın bizi götürmek istediği yolu fark ederek özümüze dönmek şiarımız olmalıdır. Nasıl ki dua kitabını kabristandan şehre getirip, Kur’an’ı kabristana götürdüyseler, biz de dua kitabını tekrar kabristana götürüp Kuran’ı şehre getirmeliyiz. Hacc aslında bilgi, şuur, iman, sevgi ve aşkın edinildiği bir yerdir. (Ali Şeriati, Hac).

Hüseyin KUBAT

Yorum Ekle

İlk Yorumlayan Siz Olun!

YAZARIN SON 5 YAZISI

Tüm Yazıları
Boğaziçi Eğitim Derneği

Boğaziği Eğitim Derneği Kurumsal Web sitesi.

Boğaziçi Eğitim Derneği

İstiklal Mah. Hamikoğlu Sok. No:16
44320 Battalgazi / Malatya

Dernek Yazılımı: Medya İnternet™ - Dernek Sitesi Kulga © Tüm Hakları Saklıdır.