Hüseyin KUBAT

Hüseyin KUBAT

.

23 Nisan 2026 11:26 Boğaziçi Eğitim Derneği 8

Dinimizin temel kaynakları olan; Kur’an ve hadislerin anlaşılması, yorumlanması ve insanlara anlatılmasında din dilinin doğru bir şekilde kullanılması son derece önemlidir. Bu nedenle dijital çağın Müslüman davetçileri, iletişimde kullandıkları dil ve üslup alanında bir takım değişikliklere gitmeleri gerekir. Bunun başında da kavga diliyle, sevgi ve iknaya dayalı irşat dilini birbirinden ayırmak gerekmektedir. Çünkü tebliğ ve iletişim dilinde müslümanlar muhataplarına daima sözün en güzelini, güzellikle ve güzel bir üslupta söylemekle emrolunmuşlardır. "Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; yoksa şeytan aralarına girer. Kuşkusuz şeytan insanların apaçık düşmanıdır." (İsrâ 17/53). Yüce Allah’ın öğrettiği davet ve üslup yönteminde; hikmet, güzel öğüt ve güzel tartışma biçimleri vardır. "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış, mücadele et..."(Nahl 16/125). Kur’an-ı Kerim’de gönüle dayalı irşat dilinin; kavl-i sedîd (samimi, öze uygun, doğru ve sağlam söz), (Nisâ 4/9, Ahzap 33/70); kavl-i ma’rûf (bilgiye dayalı, uygun, olumlu söz), (Nisâ 4/5, Ahzâb 33/32); kavl-i kerîm (tatlı, güzel, ikramkar ve iltifatl ısöz), (İsrâ 17/23); kavl-i meysûr (kolay ve kolaylaştırıcı söz), (İsrâ 17/28) şeklindeki nitelemelerle bahsedilmesi anlamlıdır. Hatta yüce Allah’ın, Hz. Musa ve Harun’dan azgın Firavun’a gittiklerinde ona “kavl-i leyin” (yumuşak söz) söylemelerini istemesi (Tâhâ 20/42-44); Hz. Peygamber’den ise münafıklara karşı “kavl-i belîğ” (etkili, açık söz) ile hitap etmesini tavsiye etmesi (Nisâ 4/61-63) bizim için önemli mesajlar taşımaktadır.

Dini dilin birleştirici gücü, insanları farklı kimlik, kültür ve coğrafyalara rağmen ortak bir anlam dünyasında buluşturma kapasitesinden kaynaklanır. Bu güç birkaç temel boyutta ele alınabilir. Dini dil; Allah, iman, ibadet, ahiret, adalet, merhamet gibi kavramlar üzerinden ortak bir değerler sistemi kurar. Bu ortak anlam dünyası, bireylerin kendilerini yalnız değil, daha büyük bir topluluğun parçası olarak görmelerini sağlar. İslâm’da “ümmet” kavramı bu birliğin en açık ifadesidir. “Müminler ancak kardeştir.” (Hucurât, 49/10). Dini dil; ırk, kavim, sınıf ve milliyet farklarını ikincil kılar. İnsanları “biz” bilinci etrafında toplar. Bu yönüyle etnik veya ideolojik ayrışmaların önüne geçme potansiyeline sahiptir. “Sizin Allah katında en üstününüz, takvaca en ileri olanınızdır.” (Hucurât, 49/13). Dini dil sadece inancı değil, ahlâkı ve pratiği de düzenler. Adalet, emanet, kul hakkı, sabır ve dayanışma gibi ilkeler; toplumsal ilişkilerde güven ve birlik duygusunu güçlendirir. Din "dil" ile anlaşılır, dil ile ifade edilir. Bütün semâvî suhuf ve kitaplar; insanlığa hak dîni, apaçık bir lisan, dil ile beyan etmiştir. Bu sebeple dinin yaşanmasında dilin önemi çok büyüktür.

Hz. Âdem’in yaradılışında ilk mesele dil, iletişim ve isimlendirmedir. Allah’ın görünmeyen varlıklara (cinlere) Âdem’e secde etmelerini emretmesi karşısında onları secdeye sevk eden unsur, onların idrak sınırlarını aşan -insana bahşedilmiş- dil, isimlendirme ve iletişim yetisidir. Bir kavmi yok sayma ve inkâr etme hususunda en temel propaganda aracı olarak dil ilk sırada yer alır. Allah’ın ayetlerinden biri olan dili inkâr etme hususunda bu yöntem ülkemizde yıllarca kullanıldı. Kürtlere yönelik yürütülen inkâr politikalarını yürürlüğe koyan, Kürt dilinin varlığını kabul etmeyen zihniyet, kendi hazırlamış olduğu tezler ve yaptığı yayınlarla uzun yıllar Allah’ın ayetlerinden biri olan dili inkâr etti. Dini dil, ümmet bilincini, kardeşliği ve ortak sorumluluğu beslediğinde güçlü bir birleştirici unsur olur. Ancak adalet, merhamet ve hikmetten koparıldığında bu gücünü kaybeder. İslâm’ın hedeflediği dini dil; insanları ayıran değil, hak ve ahlâk temelinde birleştiren bir dildir.

İslam’a davette (insanlarla iletişimde) temel ölçü “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz” (Buhâr, İlim 11; Müslim, Cihâd 6-7) ilkesidir. Bu sebeple dini tebliğde kullanacağımız dil ve üslup; öteleyici ve ötekileştirici değil, birleştirici; dışlayıcı değil, yaklaştırıcı; daraltıcı değil, kapsayıcı; suçlayıcı değil, affedici; alaycı değil, değer verici; intikamcı değil, bağışlayıcı olmalıdır. Kullandığımız din dili, belli kesimler arasında yaşanan kavga, kargaşa, gerilim ve söz dalaşı dili haline dönüştürülmemelidir. Zira dinin kutsalları, dinî içerik kazanmış terim ve kavramlar her türlü hesabın üstünde tutulmalıdır. (Ramazan Altıntaş İlim Adamlığı Ve İslam’a Davette Dil Ve Üslubun Önemi, Vuslat Dergisi). Namaz, oruç, hac, cuma ve bayramlar gibi ibadetler; dini dilin canlı ve kolektif tezahürleridir. Aynı sözlerle dua etmek, aynı kıbleye yönelmek birlik hissini somutlaştırır. Dini dil; musibet, ölüm, adaletsizlik gibi zor zamanlarda insanlara teselli ve umut sunar. Bu da bireyleri birbirine yaklaştırır, toplumsal çözülmeyi engeller. Burada önemli bir nokta şudur. Kuşatıcı ve hikmetli bir dini dil birleştirir. Dışlayıcı, tekfirci ve ideolojik bir dini dil ise ayrıştırır. Kur’an’ın dili davetkâr ve yapıcıdır: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.” (Nahl, 16/125).

Dil bir konuşma aracı olsa da anlaşabilmek için bazen aynı dili konuşmak yeterli değildir. Anlaşabilmek için dili güzel kullanmak ve aynı duyguyu paylaşmakta gereklidir. Çünkü, “dil” doğru kullanılmazsa bir anlaşma aracından çok, ayrıştırma aracı olarak işlev görmekte, sosyal hayatta ve insani ilişkilerde onarılması güç yaralar açmaktadır. İslam’ın evrensel bir din haline gelmesindeki en büyük etken müslümanların başta güzel dil ve üslup sahibi olmak üzere; İslam’ın emir ve yasaklarında, sosyal ilişkilerinde inançlarına uygun hareket etmeleri etkili olmuştur. Peygamberimiz Müslüman’ı; eliyle diliyle başkasını incitmeyen kimsedir” (Tirmizî, Îmân, 12) diye tanımlamıştır. Ayette ise; “Emir olunduğun gibi dosdoğru ol” (Hûd 11/112) buyurulmuştur. Dosdoğru olmak; adalete riayet etmek, özü sözüne uygun davranmak, doğru sözlü olmak, dilini yalandan, iftiradan, küfürden, kaba davranmaktan uzak tutmak demektir. 

Kur’an-ı Kerim’de “Allah’a ve Resul’üne itaat ediniz ve birbirinizle çekişmeyiniz. Sonra gevşersiniz gücünüz, kuvvetiniz, kudretiniz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir” (Enfâl 8/46) uyarısında bulunulmaktadır. Müslümanlar; bu uyarıya kulak asmadıkları içindir ki İslam dışı eylem ve söylemleri ile güçlerini kuvvetlerini, kudretlerini, devletlerini ve izzetlerini kaybetmişlerdir. Siyasi, ekonomik, askerî açıdan düşmanlarının eline bakar konuma düşmüşlerdir. Bireylerin hayatında olduğu gibi, milletlerin hayatında da elbette karanlık ve çalkantılı günler olabilir. Böyle zamanlarda kılıçları çekip taraftar oluşturmak, tarafları kızıştırmak yerine, ülkesini ve milletini seven her müslüman’ın görevi ya hayır konuşmak ya da susmak olmalıdır. Hedefimiz toplumu ayrıştırma değil, bütünleştirme, kendimizden uzaklaştırma değil, yakınlaştırma, kaybetme değil, kazanma olmalıdır. Bir toplumda barış dili hâkim olmadan, kardeşlik sarayı tesis edilemez. Kardeşlik binasının malzemeleri birlik, beraberlik, dayanışma, hoşgörü, merhamet ve güvendir. Yine biz biliyoruz ki; kin, nefret, fitne, şiddet, tefrika ve düşmanlık kardeşlik sarayının temeline konulmuş tahrip kalıpları gibidir. Hepimizi huzursuz eden çatışma ve kavga ortamından çıkılması, barış dilinin yaşam tarzı hâline getirilmesi hepimizin ortak amacı haline gelmelidir.(Mustafa Kır, Din dil ilişkisi). Dil, diğer insanlarla bütün ilişkilerde aracılık eden, sosyal bağları düzenleyen, hayatın her safhasında yer alan bir varlıktır. Evde, okulda, sokakta, çarşıda, işte ve her yerde onunla beraber yaşarız. İnsan, konuştuğu dili doğduğu günden itibaren hazır bulur. Zaman içerisinde onu olumlu veya olumsuz yönde geliştirir veya değiştirir.

Hüseyin KUBAT

Yorum Ekle

İlk Yorumlayan Siz Olun!

YAZARIN SON 5 YAZISI

Tüm Yazıları
Boğaziçi Eğitim Derneği

Boğaziği Eğitim Derneği Kurumsal Web sitesi.

Boğaziçi Eğitim Derneği

İstiklal Mah. Hamikoğlu Sok. No:16
44320 Battalgazi / Malatya

Dernek Yazılımı: Medya İnternet™ - Dernek Sitesi Kulga © Tüm Hakları Saklıdır.