Kur’ân-ı Kerîm’de, hemen bütün ilâhî dinlerde namaz ibadetinin bulunduğu anlaşılmaktadır. "Sonra bunların ardından artık namazı kılmayan ve nefsânî arzulara uyan bir nesil geldi. Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır."(Meryem 19/59). Bir önceki âyette, Hz. Adem, Nuh, İbrahim, Yakub ve soyundan bahsedilmekte ve bunların samimiyetle Allah’a secde ettikleri, namaz kıldıklarından bahsedilmektedir. Şekli farklı da olsa namaz bütün peygamberlere ve ümmetlerine farz kılınmıştır. Çünkü namaz, kulu Allah’a yaklaştıran, O’nunla irtibatını en mükemmel bir şekilde sağlayan ve kulu kötülüklerden koruyan önemli bir ibadettir. Peygamberler bu ibadeti eksiksiz olarak yerine getirmeye gayret etmişler ve başkalarına da bu şekilde yapmalarını tavsiye etmişlerdir. Ancak peygamberlerden sonra gelenler namazı ya hiç kılmamışlar veya onun edasında yerine getirilmesi gereken hususlara dikkat etmemişlerdir. Allah ile aralarındaki bu temel bağı koparmalarının veya zayıflatmalarının kaçınılmaz bir sonucu olarak nefsanî arzuları kendilerine hâkim olmaya başlamış; Allah’ın emirlerinin yerine kendi arzu ve isteklerine uymayı tercih etmişlerdir.
Farsça’da “tâzim için eğilmek, kulluk, ibadet” anlamına gelen namâz, sözlükte “dua etmek, ibadet etmek, bağışlanma dilemek, yalvarmak” mânalarındaki Arapça salât kelimesinin (çoğulu salavât) karşılığı olarak Türkçe’ye geçmiştir. Terim olarak salât tekbirle başlayıp selâmla son bulan, belirli hareket ve sözlerden oluşan bedenî ibadeti ifade eder. Namaz ibadetindeki rükünlerin aynı zamanda fiilî ve sözlü bir dua niteliğinde olması salât kelimesinin terim ve sözlük anlamları arasındaki ilişkiyi teyit etmektedir. Salât kelimesiyle aynı kökten türeyen musallî “namaz kılan kişi” ve musallâ “namaz kılınan yer” anlamına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de namazı ifade etmek üzere zikr kelimesinin yanı sıra (meselâ bk. Ankebût 29/45; Cum‘a 62/9) tesbîh kelimesinin türevleri de kullanılmıştır (Rûm 30/17).(DİA, Namaz md.).
Namaz mü’minin miracıdır. Rabbiyle buluşmasıdır. Kâinâttaki bütün varlıklar; güneş, yıldızlar, çayır, çimen, ağaçlar, hayvanlar hep zikir hâlindedir. Saflar hâlinde uçan kuşlar, dağlar, taşlar, keyfiyeti bizce meçhul bir tesbihat ile Hakk’a kulluk ederler. Nebâtâtın ibâdeti kıyâm hâlinde, hayvanlarınki rükû hâlinde, cansız sayılan varlıklarınki de yere kapanmış vaziyette, secde hâlindedir. Semâ ehlinin durumları da böyledir. Meleklerin bir kısmı kıyâmda, bir kısmı rükûda, bir kısmı secdede, bir kısmı da tesbîh ve tehlîl ile Allah’a ibadet hâlindedir. Ancak Cenâb-ı Hakk’ın mü’minlere bir mîrâc olarak ikrâm ettiği namaz ise, bütün bu ibâdetleri kendinde toplamıştır. Dolayısıyla namazı güzelce kılanlar, yerde ve gökte bulunan bütün varlıkların ibâdetlerinin hepsini ihtivâ eden bir ibâdet yapmış olarak hesapsız mükâfat ve derûnî tecellîlere nâil olurlar. Namaza benzeyen hiçbir ibâdet yoktur. Namaz kılan kimse, namazdan başka hiçbir şeyle meşgul olamaz. Namaz onu, her türlü alâkadan keser. Cenâb-ı Hak ile başbaşa târifsiz bir vuslat yaşatır. Diğer ibâdetlerde durum böyle değildir. Meselâ oruçlu kişi, aynı anda çalışabilir, hacceden kişi gerektiğinde alışveriş yapabilir. Ama namaz kılan kişinin maddesi de mânâsı da, huzûr-i ilâhîdedir. Âyet-i kerîmede: “Secde et ve yaklaş!” buyrulmaktadır. (Alâk 96/19).
Namaz Allah’a teslimiyetin, kulluğun ve bağlılığın açık bir ifadesidir. Kul ile Rabbi arasında kurulan en doğrudan bağdır. Kulun Rabbine hamdini, şükrünü ve ihtiyaçlarını sunma vesilesidir. Ruh ve bedenin birlikte katıldığı bir ibadettir; sadece sözlü değil aynı zamanda fiilî bir kulluk ifadesidir. Hadislerde namaz, imanla küfrü ayıran bir sınır olarak bildirilmiştir. Günahlara karşı korur. “Namaz, insanı fuhşiyattan ve kötülüklerden alıkoyar.” (Ankebût 29/45). Secde, kulun Rabbine en yakın olduğu andır. Peygamber Efendimiz onu, kapısının önünden akan bir nehirde günde beş kere yıkanmaya benzetmiştir. Hayatın merkezine Allah’ı koyar. Vakitlere bölünmüş şekilde sürekli Allah’ı hatırlatır ve kulun kalbini diri tutar.
Namaz, gün içinde insanı belli aralıklarla iş yoğunluğundan ve hayatın monotonluğundan kurtarıp rahatlatır. Rabb’ine karşı itaat, teslîmiyet ve şükran duygularını ifâde etmesini sağlar. Secdeye varan insan, kendisiyle yüz yüze gelerek iç âlemine dönme fırsatı bulur. İnsanların giderek birbirinden uzaklaştığı, menfaat ve çıkarın öne çıktığı ve ferdiyetçiliğin hâkim olduğu günümüz dünyasının mühim bir hastalığı da yalnızlık hissidir. İnsanı psikolojik rahatsızlıklara sürükleyen bu hastalığın en güzel ilâcı namazdır. Namaz, ister ferdî olarak, isterse fazîletini artırmak için cemaatle kılınsın, insanın yalnızlık hissini günde en az beş defa giderir. Çünkü namaz, insanı Allâh’ın huzûruna çıkardığı için, tek başına kılsa bile, ona yalnız olmadığını hatırlatır. Cemaatle kılındığında ise insanı hem Allâh’ın huzûruna götürür hem de diğer mü’min kardeşleriyle bir araya getirir. Sosyoloji alanında uzman olan Prof. Dr. Ümit Meriç şöyle demiştir: “Namaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekât veren bir toplumun da sosyolojiye ihtiyacı yoktur.”
Namaz ibadetler içinde en önemli olanıdır. İlk farz kılınan ibadettir. Kur’an’da iman ismiyle geçen tek ibadettir. (Bkz.Bakara 2/143). Allah’ın açık emridir. “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.” (Bakara, 2/43). “Namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (Nisâ, 4/103). Bu ayetler namazın bir seçenek değil kesin bir ilâhî emir olduğunu açıkça ortaya koyar. Namaz imanın en önemli göstergelerinden biridir. “İslâm beş temel üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmek.” (Buhârî, İman, 1). Kul ile Rabbi arasındaki en güçlü bağdır. “Secde et ve Allah'a yaklaş!” (Alak, 96/19). Kul secde halinde Allah’a en yakın durumdadır. Bu yüzden Peygamberimiz “Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde anıdır” buyurmuştur. (Müslim, Salât, 215). Günahlara karşı koruyucu bir kalkandır. “Namaz insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebût, 29/45). Düzenli ve şuurlu kılınan bir namaz, insanı kötülüklerden koruyan ahlâkî bir eğitimdir. Kıyamette ilk sorulacak ameldir. “Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk amel namazdır. Namazı düzgünse diğer ameller de düzgün olur; eğer bozuksa diğer ameller de bozuk olur.”(Tirmizî, Salât, 188). Huzur ve sükûnet kaynağıdır. “Namaz gözümün nuru kılındı.” (Nesâî, İşretu’n-Nisa, 10). Yani namaz, hem ruhu dinlendirir hem de kalbi huzurla buluşturur. Hayata disiplin kazandırır. Günde beş defa namaza yönelen bir insanın günü planlıdır. Namaz, Müslüman’ın vaktini boşa harcamamasına yardımcı olur.
Namâz vakitlerine Kur’an’da açık biçimde veya işaret yoluyla değinilmiştir. Nûr 58 de sabah namazı (salâtü’l-fecr) ve yatsı namazı (salâtü’l-işâ) ismen zikredilmiştir. Diğer vakitlere işaret edilmiştir. Rûm sûresinin 17 ve 18. âyetlerinde “akşam vaktine eriştiğinizde” ifadesinin akşam ve yatsı namazlarına, “sabah kalktığınızda” ifadesinin sabah namazına, “akşam üstü” ifadesinin ikindi namazına, “öğle vaktine ulaştığınızda” ifadesinin de öğle namazına işaret ettiği; ayrıca namazın farz kılındığı mi‘rac olayının ardından inen İsrâ sûresinin 78. âyetinde geçen “dülûkü’ş-şems”in öğle ve ikindiyi, “gasaku’l-leyl”in akşam ve yatsıyı, “kur’ânü’l-fecr”in sabah namazını ifade ettiği belirtilmektedir. Bu iki âyetin dışında; “Gündüzün iki tarafında ve gecenin -gündüze- yakın saatlerinde namaz kıl” meâlindeki (Hûd 11/114) âyetinde gündüzün iki tarafında kılınması emredilen namazlardan biri sabah namazı, diğeri ise güneş batmadan önceki kısım olarak alındığında öğle ve ikindi, battıktan sonraki taraf olarak alındığında akşam ve yatsı olarak yorumlanmıştır. İslâm tarihinde sâdece namaz kılmayan dinden çıkar mı, çıkmaz mı tartışması yapılmıştır. Tartışmanın ayrıntılarına girmek istemiyoruz. Ancak burada namazın tüm ibadetlerden farklı ve değerli olduğu sonucu çıkmaktadır. Kur’an’da namâz samimi müslümanların imandan sonraki ilk özellikleri arasında sayılmıştır. Birçok âyette “salât” ile birlikte “ikāme” kelimesi ve türevleri kullanılarak (Bakara 2/110, 277; Mâide 5/55; Enfâl 8/3) namazın vaktinde eksiksiz bir biçimde erkânına riayet edilerek ve devamlı olarak kılınması gereğine dikkat çekilmiştir. Kur’an’da dokzan küsür âyette namazdan bahsedilmektedir ki, bu namazın önemini ve değerini göstermektedir. Ayrıca namazı ciddiye almayıp özünden uzaklaşanlar yerilmiştir (Mâûn 107/5). Aynı zamanda namâz insanı kötülüklerden ve fuhşiyattan uzaklaştırır.
Hüseyin KUBAT


