Ferhat ÖZBADEM
İçsel Varoluş ve İçsel Bütünlüğün Parçaları
Zamanın neye gebe olduğu bilinmez. Hangi coğrafyadan toplumun veya tarihin seyrini değiştirecek nasıl bir insanın çıkacağı da bilinmez. Bugün var olan vasatın yarın nasıl vasata sebep olacağı da bilinmez. Bugün birey ve toplum olarak gördüklerimiz ve yaşadıklarımız dünün doğal sonuçlarıdır. Bugün ise yarına sebep olacaktır. Yarının iyi olması için, tarihi, coğrafyayı ve insanı iyi okumak gerekir. Okumak ile yetinmeyip şekillendirmek gerekir. Yarının tarihin seyrini değiştiren insanları bu coğrafyadan bu insanlar içinden çıkabilir. Yarının süreci için bugünden kolları sıvamak gerekir.
Öncelikle kendimiz donanımlı bir insan olmalıyız. Akabinde donanımlı insanların yetişmesi için çaba sarf etmeliyiz. Çok yönlü bir donanıma ihtiyacımız var. Bilgi, maneviyat ve aksiyon dinamikleri ile donanmak gerekir. Bu donanımların içerikleri ile ilgili ipuçları verelim.
İnsan, sosyal ilişkilerinde adaletli ve dengeli olmalıdır. İnsan ilişkilerinde adalet ve dengeyi gözetmek için ilk şart, kendi iç âleminde adalet ve dengeyi içselleştirmedir. Akıl ve ruh uyum içinde, kalp ve ruh işbirliği halinde, akıl ve kalp birbirini destekleyici unsur olarak çalışırsa adalet ve denge meydana gelir. Akıl, ruh veya kalp nefs hesabına çalışmaya başlarsa adalet ve denge kaybolur. Bu durumda heva ve hevesine köle bir insan tipi meydana gelir ki, bu durum olduğu şekli ile topluma da yansır. Adaletli ve dengeli bireyler adaletli ve dengeli bir toplumun oluşmasına vesile olurken, nefs ve şeytana tabi olan bireyler zulüm ve kaosun olduğu bir toplumun oluşmasına vesile olurlar.
İnsan öfke kontrolünü çok iyi yapmalıdır. Öfke gerektiği zaman, haklı sebeplerden ve dozajı iyi ayarlanmış olarak dışa vurulursa bu iyidir. Haklı sebepler derken, şahsımız ile ilgili mevzular bunun dışındadır. Kutsallarımız ve hizmet ile ilgili mevzular sebep olarak haklı sebeplerimizdir. Öfkenin dozajı çok iyi ayarlanmalıdır. Pozitif sonuç verecek şekilde öfke dışa vurulmalıdır. Negatif sonuç veren bütün öfkelenmeler dozajı ayarlanmamış öfkelerdir ve bunlardan sakınmak gerekir. Öfkenin dışa vurum zamanı çok iyi tespit edilmelidir. Zamansız öfke faydadan ziyade zarar getirir. Öfkenin dışa vurum şeklide önemlidir. Fayda getirecek şekilde bir dışa vurum gerekir. İnsanın öfkesini her yönü ile bastırması kişilik bozukluklarına sebep olur. İnsana yaratılırken bu özelliği verilmiştir. Öfkenin iyisi ve kötüsü vardır. Yoksa öfkenin inkarı veya tamamen ortadan kaldırılması gibi bir durum kesinlik ile söz konusu değildir. Öfkeyi tamamen bastırmaktan ziyade öfkeyi doğru bir şekilde ortaya koymaya çalışmak lazım. Fıtrata aykırı her uygulama nihayetinde bir maraza sebep olacaktır.
Merhamet insanın insan oluşunun en belirgin nişanelerindendir. Merhamet ölçülü olmalıdır. Merhametin ölçüsü, Kelamullah'ta beyan edilmiştir. Hiçbir insanın merhameti Rahman olan Allah'ın (cc) merhametine yetişmez. İnsan merhametli olmanın son sınırına kadar merhametli olmalıdır. Fakat sonrası için kendisini zorlamamalıdır. Merhamet haddini aşınca zıddına inkılap eder. Vakıalara, kişilere ve diğer varlıklara karşı merhametli olmak lazım geliyor fakat bu merhametin ölçüsünü kaçırmamak gerekiyor. Merhametli olalım derken ölçü dışına çıkılmamalıdır. Merhamet doğru yerde gösterildiğinde anlam kazanır. Yanlış yerde merhamet gazaba ve ziyana sebebiyet verir. Ve önemli bir husus; merhametli olmak ile hümanist olmayı birbirine karıştırmamak gerekir. Allah (cc) merhametli olmamızı emreder. Hümanist olmamızı emretmez. Hümanizm, esas itibari ile insanı merkeze alıp, kutsalları ve ilahi sınırları yok sayan bir ölçü ile yaklaşır. Merhamette ise kutsallar ve ilahi sınırlar belirleyici unsurlardır.
İnsanda öfke, merhamet, şefkat ve ceza verme hissi bir arada bulunur. Bütün bu unsurları yerinde ve ölçülü bir şekilde ortaya koymak gerekir. Şefkat gereken yerde cezalandırmak kadar cezalandırmak gerekirken şefkat göstermekte yanlıştır. Nihayetinde bütün davranışlarımızın amacı kendi ahiretimize yatırım yapmak ve topluma ve bireylere faydalı olmaktır. Eğer gösterdiğimiz şefkat insanlara zarar gelmesine sebebiyet veriyor ise o şefkat zararlı bir davranış şeklidir. Ceza verme hissi ile hareket ettiğimizde insanlara zarar gelmesi söz konusu cezadan vazgeçmek gerekir. Ceza verme hissi ile ilgili şu noktaya da dikkat çekmek gerekiyor. Ceza verme şeklimiz ve ceza verme sebebimiz ilahi kanunlara ters düşmemelidir.
Kirli olan, temizlenmesi gerekendir. İnsan, yaratılış itibari ile temiz olmaya meyillidir. Kirli olan unsurlardan arınmalıdır. Zihinde bulunan bilgi ve düşünce kirliliğinden arınmalıdır evvela. Tabir yerinde ise belli periyotlar ile bilgi ve düşünce dünyasını formatlamalıdır. Kitap ve sahih sünnet kaynaklı olmayan bilgi ve düşüncelerden temizlenmelidir zihin. Kirli olan bilgi ve düşünce kirli olan eylemi beraberinde getirir. Duygu kirlenmesinden arınmak gerekir. Duyguları kirlenen insanın iyi işler yapması mümkün değildir. Duyguların kirden arındırılmasına kirlenen duyguların tespiti ile başlayabiliriz. Misalen sevgi duygusu yanlış kanalize olmuş bir insan öncelikle yanlış sevginin sebebini ortadan kaldırmalıdır. Sevgiyi fıtratına uygun şekilde orantılayıp kanalize etmelidir. Kalp kirliliği en fazla yaşanılan kirliliktir. Kalp kirlerinden arınmadıkça insanın güzel ve iyi işler yapması mümkün değildir. Kalpteki kirlerin temizlenmesinin yol haritası Kelamullah'ta mevcuttur. Bu ve benzeri iç âlem kirleri, insanın kirlenmesine, insanın kirlenmesi ise toplumun kirlenmesine sebebiyet vermektedir. Bunun önü mutlaka alınmalıdır. Öncelikli hedeflerimizin başında; temiz zihin, temiz duygular ve temiz bir kalp sahibi olunması gelmelidir.
İç âleminde dengeli ve temiz bir duruş sergileyen insan artık hayata hikmet penceresinden bakmaya başlar. Esas olanın bu dünyada huzur olduğunu, huzurun para-mevki-makam-şöhret ile değil maneviyat ile olacağını anlar. Huzurlu olmanın şifresini çözdükten sonra, dünyevi sıkıntıların ahiret için bir imtihan olduğunun farkında olarak sürekli iyi bir insan olma gayreti ile yaşar. Öyle ki, her işinde ve her durumda iyi bir insan olmanın çabasını verir. İyi olmak için kendisi ile yarışır. Sürekli en iyi olmanın gerekliliğine inanır. Her işinde iyidir.
İnsan, yeryüzünde iyi-güzel-doğrunun temsil makamında olmak ile mükelleftir. Yeryüzünde fitnenin kalmaması için mücadele etmek ile yükümlüdür. Ahiret hayatındaki kurtuluşu bu dünyadaki çabaları ile ilgilidir. Kişi ahiretteki evini bu dünyada bina eder. İnsan, ahiret hayatı için yaptıkları güzel ve iyi işler kadar kazançlıdır. Diğer kazançlar geçici ve yalandır. Ahiretini mamur etmekte berbat etmekte insanın kendi elindedir. İnsan, hayata ahiret öncelikli bakış açısı ile bakmalıdır.

