Ferhat ÖZBADEM
15 Maddede Ebu Hanife
1 Kimdir? Kaç yılında nerede doğdu? Kaç yılında nerede vefat etti?
Numan bin Sabit, "İslam'da hukuki düşüncenin ve içtihat anlayışının gelişmesinde önemli payı olup daha çok Ebu Hanife veya İmam-ı Azam diye şöhret bulmuştur. 80 (699) yılında Kufe'de doğdu. Ebu Hanife ticaretle uğraşan varlıklı bir ailenin çocuğudur. Kendisi de ilim öğrenmeye başlamadan önce kumaş tüccarlığı yapmıştır. Küçük yaşlarda Kur'an'ı ezberlediği sanılan Ebu Hanife, kıraat ilmini kıraat-i seb'a âlimlerinden olan Asım b. Behdele'den öğrenmiştir. Devrinin seçkin âlimlerinin pek çoğu ile görüşme ve onlardan ilme yönden faydalanma imkânı bulan Ebu Hanife'nin asıl hocası, döneminde Kufe re'y ekolünün üstadı kabul edilen Hammad b. Ebu Süleyman'dır.
Ömrünün elli iki yılı Emeviler, on sekiz yılı Abbasîler döneminde geçer. Kaynaklar Ebu Hanife'nin kanaatkâr, cömert, güvenilir, abid ve zahid bir kişi olduğunda, bütün ticare işlem ve beşere ilişkilerinde bu özelliklerinin açıkça görüldüğünde görüş birliği içindedir. Kazancına haram ve şüpheli gelir karıştırmamaya özen gösterirdi."[1] Bağdat'ta 18 Haziran 767 vefat etti.
2 Hadislerin sıhhati ile ilgili isnadın sağlamlığı ile birlikte hangi kriteri savunmuştur?
"Ebu Hanife ve ashabı haberlerin yalnızca isnad bakımından sağlamlığını söz konusu haberin kabul edilebilirliği için yeterli görmemişlerdir. Onlara göre herhangi bir haber isnad bakımından ne kadar güven telkin etse bile Kur'an'a aykırılık taşıyor ise kesinlikle Hz. Peygamber'e nispet edilemez. Yani Kur'an'a aykırı bir hadis sahih sayılamaz.
3 Sünnet anlayışı nasıldır?
Ebu Hanife ve ashabı, sünnetin hem Resulullah'ın hem de başta ilk dört halife olmak üzere özellikle Irak fıkıh ekolünün kurucusu sayılan fakih sahabileri sözleri ve davranışları olduğunu savunmuştur. Onlara göre sahabe Resulullah hakkında bilgi sahibi olduğu için onların görüşleri de sünnet sayılmalıdır."[2]
4 Marifetullah anlayışı nasıldır?
"Ebu Hanife'nin görüşlerine bakıldığında, onun marifetullahı, salt anlamda bir bilme eylemi olarak görmediği, O'nun zatı, sıfatları, fiilleri ile bir bütün halinde doğru olarak bilinmesi gerektiği görülmektedir. O, bu düşüncesiyle her dindeki tanrı tasavvurunun, İslam'ın hedeflediği Allah tasavvuru olmadığını kast etmiştir. Yani ona göre bizim inandığımız ve ibadet ettiğimiz Allah, her ne kadar söylemde Hristiyan ve Yahudilerin iman ettiği ve ibadet ettikleri ilah ile aynı görünse de Allah tasavvurları çok farklıdır."[3]
5 Ebu Hanife'nin fıkıh ilmine katkısı nedir?
"Ebu Hanife, Hz. Peygamber'in vefatı sonrasında sahabe ve tabien devrinde yaşanan gelişmelerle önemli bir yekûne kavuşan ancak henüz disipline olmamış fıkhî çalışmalara yön vermiş ve bu çalışmaları belli bir muhtevada toplamış kişidir. Onun bu katkısını belirtmek üzere "Ebu Hanife fıkhı tedvin eden ve bablara ayıran kişidir" ifadesi kullanılır. Tedvin, meselelerin belli bir ilim zihniyeti ışığında bir araya getirilmesi; bablara ayırmak ise bir araya getirilmiş meselelerin yine bu zihniyet ışığında sıraya konması, aralarında ilişkilerin tesis edilmesi anlamına gelmektedir. Ebu Hanife bunları yaparken belli ilke ve kurallar geliştirmiştir. Farklı seviyelerde ve muhtelif kapsamlardaki bu kurallar, ilk Hanife kaynaklarında "kıyas" olarak anılmaktadır. Onun kıyas üzerindeki vurgusu, Ehl-i hadis yaklaşımını benimsemiş çağdaşlarını oldukça rahatsız etmiş ve rivayetleri değerlendirmek üzere geliştirdiği kıstaslar kısmen yanlış anlaşılarak bazı hadislerle amel etmediği şeklinde kanaatlerin doğmasına sebebiyet vermiştir."[4]
6 Ebu Hanife'nin itikadi görüşleri nasıldır?
"Ebu Hanife'nin itikadi görüşleri hakkında vardığımız bazı önemli neticeler şunlardır:
Allah akılla bilinebilir bir varlıktır. Bu bağlamda Allah'ın akılla bilinmesinin vacipliğini savunan ilk o olmuştur. Allah, zatı, sıfatları ve fiilleri açısından eş, ortak ve benzerden münezzehtir. Tevhidin özü budur. Allah'ın sıfatlarının hepsi ezeledir.
Allah'ın ahirette görülmesi haktır.
Kur'an Allah kelamı olup mahluk değildir, fakat Kur'an'ı telaffuz edişimiz ve onu yazışımız mahluktur. Lafız-mana ayrımı yapıp Kur'an'ın mahluk olup olmaması meselesine ilk defa bu açıdan yaklaşan o olmuştur.
Kulların fiillerini yaratan Allah'tır, kul ise fiil yapmayı diler ve onu yapar (kesb). Kader ve kazaya iman konusunda kesb nazariyesini ilk defa ortaya koyanlardan birisi odur.
Ebu Hanife kader konusunda Kaderiye, Mutezile, Cebriyye'nin karşısında yer almıştır. Onları akli, nakli deliller kullanarak eleştirmiştir.
Peygamberler günah işlemezler. Peygamberler Allah'a eş koşmazlar, büyük ve küçük günah işlemezler. Hz. Muhammed son Peygamberdir ve onun şefaati hak ve sabittir.
İman kalbin tasdiki ve dilin ikrarıdır. İman-amel birbirinden farklı olgular olup, amel imandan bir cüz değildir. Bu bağlamda Ebu Hanife'ye göre günah işlemek mümini imandan çıkarmaz. Büyük günah işleyenler yaptıklarını helal kabul etmedikçe dinden çıkmazlar. Ebu Hanife, büyük günah işleyen müminin cennetlik ya da cehennemlik olduğu konusundaki kararı ahirete bırakmıştır. Bu görüşüyle irca ile ilişkilendirilmiştir. Fakat Ebu Hanife bizzat kendi eserlerinde Mürcie'yi reddetmiştir. Dolayısıyla bu yersiz bir ithamdır.
Ebu Hanife akaidin ana meselelerinde mutedil bir itikadi sistemin temellerini atarak çoğunluğun mensup olduğu Ehli sünnet mezhebinin oluşmasına öncülük etmiştir. Akait konularında İmam Azam Ebu Hanife'nin yolunu takip eden Maturidi mütekellimler akılla nakil arasında esaslı bir denge kurabilmişler; dinin hakikatini anlayabilmek ve ondan yeterince faydalanabilmek için akla güvenmenin zaruretine inanmış ve dine muhalif olmayan noktalarda aklın hükmünü esas kabul etmişlerdir.
İmam-ı Azam'ın irade hürriyeti, insan özgürlüğü, kulun fiilindeki rolü ve insan fiilinin kaderdeki yeri ile Hanefe –Maturidi ekolünün oluşmasına büyük katkı sağladığı bilinen bir husustur."[5]
7 Hocası kimdir?
Hammad b. Ebu Süleyman en bilinen ve en çok ders aldığı hocasıdır.
8 Meşhur talebeleri kimlerdir?
Ebu Yusuf, Muhammed b. Hasan, Züfer b. Hüzeyl, Abdullah b. Mübarek.
9 Ebu Hanife neden hapse atılıp, işkence görmüştür?
Ebu Hanife'ye Kufe kadılığı veya beytülmal eminliği teklif edilmiş, her türlü baskıya rağmen kabul etmeyince de hapsedilmiş ve işkence görmüştür. Daha sonraki dönemde Bağdat kadılığı teklif edilmiş. Onu da red etmiştir. Kadılığı kabul etmediği için tekrar hapsedilmiş ve işkence görmüştür.
10 Eserleri nelerdir?
el-Müsned. Talebeleri tarafından Ebu Hanife'den rivayet edilen hadisleri, diğer bir ifadeyle Ebu Hanife'nin içtihatlarında delil olarak kullandığı hadisleri ihtiva eden bir eserdir.
el-Fıḳhü'l-ekber. Akaide dair olup Ehl-i sünnet'in görüşlerini özetlemiştir.
el-Fıḳhü'l-ebsaṭ. Akaidle ilgili olup oğlu Hammad ile talebeleri Ebu Yusuf ve Ebu Mute' el-Belhe tarafından rivayet edilmiştir.
el-ʿAlim ve'l-müteʿallim. Ehl-i sünnet'in görüşlerini açıklayıp savunma amacıyla ve soru-cevap tarzında kaleme alınmış akaide dair bir risaledir.
er-Risale. Ebu Hanife, Basra Kadısı Osman el-Bette'ye hitaben yazdığı bu eserinde akaid konularında kendisine yöneltilen bazı itham ve iddialara cevap vermektedir.
el-Vaṣiyye. Akaid konularını kısaca ele alan bir risaledir.
el-Ḳaṣedetü'n-Nuʿmaniyye. Hz. Peygamber için yazdığı na't olup basılmıştır.
11 Ebu Hanife'nin kendi ilim meclislerindeki yöntemi nasıldı?
"Ebu Hanife ilim meclisinde geleneği tekrarlamak yerine yeni fikir üretmeyi teşvik etmiş ve kendi düşüncelerini tek doğru olarak dayatmaktan kaçınmıştır. Öğrencileriyle ilişkilerinde otoriter olmak yerine sevgi esaslı bir iletişimi tercih etmiştir. Onun öğrencileriyle ders işlerken söylediği şu söz bu olguyu en iyi şekilde anlatır: "Bu, bizim görüşümüzdür. Hiç kimseyi bu görüşü almaya zorlamayız. 'Herkes bu görüşü mutlaka kabul etmelidir.' demeyiz. Kimin yanında bizim görüşümüzden daha güzeli varsa, ortaya koysun!" "Bizim bu görüşümüz bize göre en iyisidir. Kim bizim bu görüşümüzden daha iyisini getirirse, o bizim görüşümüzden daha doğrudur."[6]
12 Namaz kıraatinin Arapça dışında bir lisan ile olması konusunda fetvası nedir?
"Ebu Hanife'ye göre, Arapçasını telaffuz edebildiği halde, başlangıç tekbirini Farsça alan, namazda Farsça okuyan birinin uygulaması geçerli olur. Ebu Yusuf ve Muhammed'e göre, böyle birinin uygulaması, ancak Arapçasını telaffuz edemiyorsa geçerlidir."[7]
13 Ebu Hanife Ehl-i Rey midir?
"Hanefi mezhebinin de önderi olan İmam Ebu Hanife, Kufe'de ortaya çıkan ve sonradan ehl-i re'y adıyla temayüz eden Irak fıkhının sistemleştirilmesinde büyük paya sahiptir. Dolayısıyla ehl-i re'yin en önemli temsilcisi İmam-ı Azam Ebu Hanife olmuştur. Bu sebeple sonraki dönemlerde bu ekol Ebu Hanife'ye nispetle Hanefe mezhebi olarak adlandırılmıştır.
Ehl-i re'yi diğerlerinden farklı kılan temel unsurlar arasında dine ahkamın çoğunlukla gerekçesi akılla kavranabilen (ma'kulü'l-ma'na) hususlar olduğunu kabul etmeleri, illet ve gerekçeleri bilinen hükümlerin diğer meselelere de kıyas edilebileceğini savunmaları, bu minvalde hüküm çıkarmada re'yi maharetle ve diğerlerine nazaran daha sık kullanmaları, naslardaki gayelerin tespit edilmesine önem vererek, dine metinlerin tutarlı bir şekilde yorumlanması gereğine inanmaları, nasları konularına bölümleme (tefre, mesail) metodunu benimsemeleri ve hukukun pratik yönünü öne çıkarmaları sayılabilir. Ayrıca yöresel farklılık ile üstatlardaki çeşitliliğin etkisi burada zikredilebilir. Ancak ehl-i re'y ile diğerleri arasındaki farklılık, dine metinlerin kaynak değeri konusunda değildir. İsimlendirmeden de anlaşıldığı üzere bu ayrım, kaynak değeri kabul edilen nasların (sübut ve delalet yönünden) yorumlanmasındaki metot farklılığına dayanmaktadır. Zaten bir anlamda re'y, dine metinleri metodik bilgiye dayalı anlama çabasıdır."[8]
14 Caferi Sadık'ın, Ebu Hanife ile bağı nedir?
Caferi Sadık, Ebu Hanife'nin üvey babası değildir. Bu bilgi bir Şia söylentisidir. Bu bilginin dayandığı sağlam-sahih bir kaynak/delil yoktur.
15 Ebu Hanife'nin ders verme usulü nasıldı?
"İmam Ebu Hanife'nin ders verme usulü, Yunan filozofu Sokrat metoduna benzemektedir. O, doğrudan doğruya dersi takrir etmezdi. Herhangi bir meseleyi ele alır ve ortaya kordu. Sonra bu meseleye ait hükümlerin dayandığı esasları açıklar ve talebeleriyle bunun üzerinde münakaşa ederdi. Herkes kendi görüşünü açıklardı. Onlar, bazan hocalarına uyar, bazan da onun içtihadına muhalefet ederdi. Kimi zaman da yüksek seslerle ona itirazda bulunurlardı. Mesele bütün yönleriyle incelendikten sonra o, bu karşılıklı konuşmaların neticesinde meydana gelen görüşü ortaya kordu ki, onun ulaştığı bu görüş, meselenin kesin bir çözüm şekli olurdu. Artık bu görüşü, bütün talebeleri kabul eder ve beğenirdi."[9]
[1] TDV İslam ansiklopedisi
[2] İshak Emin Aktepe, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, Sayı. 19, 2012, s. 115-130
[3] Mehmet Şaşa, İmam-ı A'zam Ebu Hanîfe'nin Marifetullah Nazariyesi, İ.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Güz 2017/8(2) 179-198
[4] İslam düşünce atlası
[5] Şükran Karabulut, Ebu Hanife'nin Kader, İnsan Fiilleri ve Büyük Günah Hakkındaki Görüşleri, Yüksek lisans tezi, 2008
[6] Mehmet Necmettin Bardakçı, İmam-ı Azam Ebu Hanîfe'nin İbadet Ahlak, Zühd Ve Takva Anlayışı. HİKMET YURDU Düşünce Yorum Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi
[7] Devirleri aydınlatan meşale İmamı Azam Ulusal Sempozyum Tebliğler kitabı, Haz. Ahmet Kartal-Hilmi Özden
[8] Murat Şimşek, Ehl-i Re'y Fıkıh Ekolünün Temsilcisi Ebu Hanîfe
[9] Muhammed Ebu Zehra, Ebu Hanife

