Bazen bir ülkeyi tanımak için kitaplarda/sosyal medyada yazılanları okumak yeterli olmuyor. Kilometrelerce yol katetmek, tozlu yollardan geçmek, kavurucu sıcağın altında bir ailenin evine misafir olmak ve bir çocuğun gözlerindeki o umudu görmek de gerekiyor.
5-13 Ağustos 2026 tarihleri arasında, İyilik Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (İyilik Derneği) tarafından organize edilen 36. Etap Süt Keçisi Projesi kapsamında Çad’da bulunma fırsatı buldum. Bu yolculuk, benim için sıradan bir yardım faaliyeti değil; insanı, iyiliğin anlamı ve sivil toplumun dünyadaki rolü üzerine yeniden düşünmeye sevk eden önemli bir tecrübe oldu.
Çad’a giderken zihnimde canlanan belirli bir ülke elbette vardı. Fakat sahaya vardığımızda karşımıza sadece bir ülke değil; imkânsızlıklarla mücadele eden insanlar, çocuklarının geleceği için çabalayan aileler ve bütün zorluklara rağmen hayata tutunmaya çalışan büyük bir insanlık hikâyesi çıktı.
Çad, Kuzey-Orta Afrika'da yer alan, 1,3 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ve yaklaşık 22 milyon insanın yaşadığı kıtanın en büyük ülkelerinden biridir. Kuzeyinde Sahra Çölü, orta kesimlerinde Sahel kuşağı, güneyinde ise daha tropikal iklim özellikleri görülür. Bu coğrafi çeşitlilik, ülkenin ekonomik ve sosyal hayatını da doğrudan etkilemektedir.
Ülkenin ekonomisinde tarım ve hayvancılık önemli bir yere sahiptir. Özellikle kırsal kesimde yaşayan insanlar için hayvancılık, yalnızca bir ekonomik faaliyet değil, aynı zamanda ailenin geçimini sürdürebilmesinin temel araçlarından biridir. Buna rağmen ülke ciddi ekonomik, sosyal, iklimsel ve insani sorunlarla karşı karşıyadır. Dünya Bankası'na göre nüfusun önemli bir bölümü yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
2026 yılında UNICEF, Çad'da yaklaşık 4,5 milyon insanın insani yardıma ihtiyaç duyduğunu ve bunun yaklaşık 2,5 milyonunun çocuklardan oluştuğunu bildirmektedir. Su meselesi ise başlı başına önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. UNICEF verilerine göre ülkede güvenli şekilde yönetilen içme suyuna erişim oranı yalnızca yüzde 6 seviyesindedir.
Bu rakamları okurken insanın zihninde bazı şeyler canlanıyor. Fakat sahaya gidince rakamların arkasındaki insanları görüyorsunuz.
Bir bidon su için bekleyen kadını…
Çocuğunun elinden tutarak su kuyusuna gelen ablayı, babayı…
Geleceğini birkaç hayvanın yavrularına bağlayan aileyi…
Ve daha niceleri…
İşte asıl o zaman tanımaya başlıyorsunuz Çad’ı.
İyilik Derneği'nin gerçekleştirdiği Süt Keçisi Projesi, bu açıdan üzerinde özellikle durulması gereken bir çalışma.
Sahada yaklaşık 350 aileye üçer süt keçisi dağıtımının gerçekleştirilmesine şahit olduk. İlk bakışta üç keçi küçük bir yardım gibi düşünülebilir. Fakat mesele keçinin kendisi değildir. Mesele, bir aileye sürekli gelir elde edebileceği bir imkân sunmaktır. Bir keçi süt verir. Süt aile tarafından tüketilir. Fazlası satılır. Keçi çoğalır. Yavrular yeni bir ekonomik değer oluşturur. Böylece yapılan yardım yalnızca o günün ihtiyacını karşılamakla kalmaz; ailenin kendi ayakları üzerinde durabilmesine katkı sağlar. Bu nedenle sürdürülebilir yardım anlayışı, klasik yardım anlayışından farklıdır. Bir aileye bugün yiyecek vermek önemlidir. Ama o ailenin yarın kendi yiyeceğini temin edebilmesine imkân sağlamak çok daha güçlü bir adımdır.
İyilik Derneği'nin süt keçisi projesinin sahadaki en önemli taraflarından biri de budur. Yardım etmekten ziyade güçlendirmek. Tüketene vermekten ziyade üretene dönüştürmek. Bir günlük ihtiyacı değil, geleceği düşünmek.
Dağıtım sırasında karşılaştığımız ailelerin her birinin farklı bir hikâyesi vardı. Fakat ortak noktaları aynıydı:
Hayata tutunma arzusu.
Bir anne için keçi, çocuklarının süt ihtiyacının karşılanması demekti.
Bir baba için keçi, ailesinin geçimine katkı sağlayacak yeni bir imkândı.
Bir çocuk için ise belki de evinin önünde gördüğü üç keçi, geleceğe dair küçük ama gerçek bir umut anlamına geliyordu.
İyiliğin en güzel taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor. Yardım eden ile yardım alan arasında sadece maddi bir ilişki kurulmuyor. Bir kardeşlik bağı kuruluyor. Binlerce kilometre uzaktaki bir insanın, hiç tanımadığı başka bir insanın hayatına dokunabileceği görülüyor.
Çad programımız yalnızca ekonomik desteklerle sınırlı değildi. Yaklaşık 1.500 adet Kur'an-ı Kerim'in ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasına da vesile olduk. Bir kitabın binlerce kilometre öteden bir insanın eline ulaşması, sadece bir kitap tesliminden ibaret değildir.
Bazen bir çocuğun eğitimine, bazen bir ailenin manevi dünyasına, bazen bir öğrencinin öğrenme arzusuna, bazen de bir toplumun kültürel ve dini hayatına dokunmaktır.
Bu nedenle insani yardımın sadece maddi ihtiyaçlarla sınırlandırılmaması gerektiğini düşünüyorum. İnsanın hem maddi hem manevi ihtiyaçları vardır. Gerçek iyilik ise insanı bir bütün olarak görebilmektir.
Çad'da yapılan çalışmalar arasında beni en fazla düşündüren alanlardan biri de su kuyuları oldu. Çünkü su, burada sadece bir ihtiyaç değil; hayatın kendisi.
Bir kuyunun açılması, insanların kilometrelerce uzaklıktan su taşımak zorunda kalmaması demek.
Bir çocuğun temiz suya ulaşabilmesi demek.
Bir annenin gününün önemli bir bölümünü su aramakla geçirmek zorunda kalmaması demek.
Hastalıkların azaltılması, hijyen şartlarının iyileştirilmesi ve insan onurunun korunması demek.
Nitekim UNICEF de Çad'da temiz suya erişimin sağlık ve insan onuru açısından kritik olduğunu vurguluyor.
Biz de bu ziyaret kapsamında yeni su kuyularının açılışlarına iştirak ettik. Bunun yanında daha önce açılmış olan kuyuların durumlarını yerinde görme ve denetleme imkânı da bulduk. Bu husus da oldukça önemli. Çünkü yardım faaliyetlerinde sadece "kaç kuyu açıldı?" sorusunu sormak yeterli değildir.
Asıl sorulması gereken:
Kuyu çalışıyor mu?
İnsanlar gerçekten kullanabiliyor mu?
Bakımı yapılıyor mu?
Bölgenin ihtiyacını karşılıyor mu…?
İşte sürdürülebilir yardım anlayışı tam olarak burada başlıyor. Yardımın yapılması kadar, yapılan yardımın takip edilmesi ve sonuçlarının görülmesi de önemlidir.
Program kapsamında çeşitli kurban kesimleri ve kesilen kurbanların etlerinin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması çalışmalarına da katıldık. Kurban organizasyonlarının sahadaki anlamı, Türkiye'de düşündüğümüzden çok daha farklı bir karşılık bulabiliyor.
Bir aile için et, belki uzun zamandır sofrasına girmeyen önemli bir gıda.
Bir çocuk için belki de ilk kez tadına bakılan bir yiyecek.
Bir mahalle için paylaşmanın ve kardeşliğin göstergesi. Bu vesilesiyle Türkiye'den Çad'a uzanan bu paylaşma zinciri, aslında İslam coğrafyasının farklı bölgeleri arasındaki kardeşliğin somut bir örneğini ortaya koyuyor.
Bu sebeple Sivil Toplum Kuruluşları (STK) gerçekten büyük bir önem arz etmekte. Çad'daki bu tecrübe, bana bir kez daha sivil toplum kuruluşlarının önemini düşündürdü. Devletlerin ve uluslararası kuruluşların yapabilecekleri elbette çok büyük. Ancak dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanların ihtiyaçlarına hızlı, esnek ve doğrudan ulaşabilmek açısından sivil toplum kuruluşlarının çok önemli bir yeri var.
STK'lar toplumdaki yardım etme arzusunu organize eder. Tek başına bir insanın yapamayacağı şeyi binlerce insanın küçük katkılarını bir araya getirerek gerçekleştirebilir.
Bir kişinin bağışladığı miktar küçük olabilir. Ama bin kişinin katkısı bir kuyunun açılmasını sağlayabilir.
Bir ailenin verdiği destek küçük olabilir. Ama yüzlerce ailenin katkısı yüzlerce başka ailenin hayatını değiştirebilir. Dolayısıyla sivil toplumun gücü, sadece sahip olduğu maddi kaynaklarda değil; insanları iyilik etrafında bir araya getirebilmesindedir.
Çad ziyaretimizde dikkat çeken bir diğer husus ise farklı yardım alanlarının aynı organizasyon içerisinde bir araya gelmesiydi.
Süt keçisi dağıtımları…
Su kuyuları…
Kuyuların denetimi…
Kur'an-ı Kerim dağıtımları…
Kurban organizasyonları…
Kesilen kurbanların etlerinin dağıtımları…
Bir tarafta ekonomik olarak güçlendirmeye yönelik süt keçisi projesi, diğer tarafta temiz suya erişimi kolaylaştıran kuyular, bir başka tarafta gıda desteği ve Kur'an-ı Kerim çalışmaları…Bu çeşitlilik, yardımın sadece tek bir alana indirgenmediğini gösteriyor.
Bütün bunlar aslında tek bir anlayışın farklı yansımalarıydı: İnsana dokunmak.
Çünkü gerçek yardım, sadece bir yere gidip yardım dağıtmak değildir. Gerçek yardım; ihtiyacı doğru tespit etmek, doğru projeyi belirlemek, yardımı ulaştırmak, sonuçlarını takip etmek ve mümkünse insanları kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir noktaya taşımaktır. İyilik Derneği açısından burada üzerinde durulması gereken takdire şayan özellik ise süreklilik ve saha takibini yapıyor oluşudur.
Afrika'ya bakış açımızın da değişmesi gerekiyor. Afrika denildiğinde çoğu insanın zihninde yoksulluk görüntüleri canlanıyor. Oysa sahada gördüğüm Afrika bundan çok daha fazlasıydı.
Onurlu insanlar vardı.
Çalışan insanlar vardı.
Çocukları için mücadele eden anne ve babalar vardı.
Misafirperver insanlar vardı.
Gülümseyen çocuklar vardı.
Ve en önemlisi, bütün zorluklara rağmen hayata devam eden insanlar vardı. Bu nedenle Afrika'ya yalnızca "yardım edilmesi gereken insanların yaşadığı bir kıta" olarak bakmak doğru değildir.
Afrika'nın insanlarına acıyarak değil, insan onuruna saygı duyarak yaklaşmak gerekir. Yardım alan insanı, sürekli yardım alan konumunda bırakmak yerine, onu üretimin ve hayatın aktif bir parçası haline getirmek önemli. İşte bu projenin değeri tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Çad'da geçirdiğimiz günler bana bir şeyi daha gösterdi ki; İyiliğin dili yoktur. Mesafe tanımıyor. Renk, ırk, ülke ve coğrafya gibi kavramlar çevrimdışı kalıyor.
Türkiye'den yola çıkan bir yardım, Çad'da bir ailenin sofrasına ulaşabiliyor. Bir bağış, bir kuyudan akan suya dönüşebiliyor. Bir keçi, bir ailenin geçim kaynağı olabiliyor. Bir Kur'an-ı Kerim, bir çocuğun elinde anlam bulabiliyor. Bir kurban, yüzlerce insanın sofrasına ulaşabiliyor. Bütün bunlar, insanlığın aslında birbirinden ne kadar uzak olmadığını gösteriyor.
Çad'dan dönerken geride sadece dağıtılmış keçiler, açılmış kuyular veya teslim edilmiş Kur'an-ı Kerimler bırakmadık.
Geride umut bıraktık.
Aynı zamanda oradan çok önemli bir ders alarak döndük. Dünyanın herhangi bir yerindeki insanın derdi, insanlığın ortak derdidir. Bugün Çad'da bir ailenin ihtiyacına cevap vermek, aslında kendi insanlığımıza cevap vermektir.
Elbette birçok kuruluş, insanlara yardım etme duygusunu organize ederek onu somut projelere dönüştürüyor. Ancak bu çalışmaların daha da anlamlı hale gelmesi için sürdürülebilirlik, şeffaflık, saha takibi ve yerel halkın güçlendirilmesi ilkelerinin sürekli geliştirilmesi gerekiyor.
Çünkü mesele sadece kaç keçi dağıtıldığı değildir.Asıl mesele, o keçilerin bir yıl sonra kaç aileye daha umut olduğu;
Sadece kaç kuyu açıldığı değildir. Asıl mesele, o kuyudan yıllar boyunca kaç insanın temiz su içtiğidir;
Sadece kaç Kur'an-ı Kerim dağıtıldığı değildir. Asıl mesele, o kitabın kaç insanın hayatına dokunduğudur.
Sadece kaç kurbanın kesildiği değildir. Asıl mesele, paylaşmanın ve kardeşliğin kaç sofraya ulaştığıdır.
Çad'da geçirdiğimiz bu birkaç gün, bize bir kez daha gösterdi ki; İyilik küçük görünür, fakat doğru yere ulaştığında büyük sonuçlar doğurur.
Bir keçi bir ailenin geleceğine,
Bir kuyu bir köyün hayatına,
Bir kitap bir insanın dünyasına,
Bir kurban ise bir sofranın bereketine dönüşebilir.
İşte iyiliğin en güzel tarifi burada oluşuyor: Bir insanın elinden çıkan küçük bir iyiliğin, başka bir insanın hayatında büyük bir umuda dönüşmesi. Bu minvalde iyilik, sınırları aşan en güçlü kardeşlik dilidir.