Müstekbir, gerçeği bildiği hâlde kibirlenerek kabul etmeyen, kendini başkalarından üstün görüp Allah’a boyun eğmeyen kimsedir. Bu kibir, sadece insanlara karşı değil, Allah’a karşı bir başkaldırıdır. Kur’an’da müstekbirlik; inkarın temel sebeplerinden biri, kalbin hastalığı, helâke götüren ahlaki bir tutum olarak anlatılır. Sözlükte “büyük ve cüsseli olmak” mânasındaki kiber kökünün “istif‘âl” kalıbından (istikbâr) türeyen müstekbir kelimesi “kendini büyük ve üstün görüp gerçekleri kabul etmeyen, hakka karşı inatla direnen kimse” demektir. (DİA). “Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları (müstekbirleri) ayetlerimden uzaklaştıracağım...” (A‘râf Suresi 146) Müstekbirlik, insanın hakikati görme yetisini köreltir. Ayetleri görse bile anlamaz. “Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerine verilmiş bir delil olmadan tartışanların kalplerinde ancak erişemeyecekleri bir kibir vardır.” (Mü’min Suresi 35). Müstekbir kişi tartışır ama hakikati aramak için değil, üstünlük kurmak için.“Onların kalpleri inkâr edicidir ve onlar müstekbirdirler.” (Nahl Suresi 22–23). Kalpteki kibir, zamanla inkâra dönüşür.
Müstekbirlerin ortak özellikleri; kendini üstün ve dokunulmaz görür, hakkı zayıftan gelince reddeder, peygamberlere ve öğüt verenlere tepeden bakar, gücü, makamı veya bilgiyi ilahlaştırır, yanlış yapsa bile özür dilemez. Firavun: “Sizin en yüce rabbiniz benim” (Nâziât 79/24), İblis: “Ben ondan hayırlıyım” (A‘râf 7/12) dedi. Mekkeli müşrik önderler: “Bu Kur’an büyük bir adama indirilseydi ya!” (Zuhruf 43/31) dediler. Hepsinin ortak noktası kibirlenmektir. Dolayısıyla bu tavır ve anlayış hakikati reddetmelerine sebep oldu. Günlük hayatta müstekbir tavır şöyle tezahür eder. “Benim gibi biri hata yapmaz” “Bana kimse akıl veremez” “Bu kişi bana ne öğretebilir ki?”. Ayrıca gücü varken, güçlü iken adaletsiz davranır. “Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez.” (Müslim, Îmân 147; Ebû Dâvûd, Libâs 26).
Büyüklenme, istikbâr eylemi, Hz. Âdem’in üstünlüğünü kabul etmeyip ona gereken saygıyı göstermekten kaçınan şeytanla başlamıştır. "Meleklere, “Âdem’e secde edin” dediğimizde İblîs dışındakiler derhal secde ettiler; o direndi, büyüklendi ve kâfirlerden oldu." (Bakara 2/34). Aslında müstekbirler kendilerini büyük göstermeye çalışsalar da büyük olmadıklarını bilmektedirler. Yaratılış olarak diğer insanlardan farklı olmadıklarını, bu yönüyle onlarla eşit olduklarını biliyorlardı. Psikoloji açısından kibir bir hastalıktır. Çoğu zaman özgüven eksikliğini örtme, narsistik eğilimler ve aşağilanma korkusu gibi sebeplerle ortaya çıkabilir. Bu tipler selim fıtratlarının sesini dinlemeden hakkı ve hak ehlini baskı altında tutmak için muhataplarıyla alay etmeyi ve kibirlenmeyi bir araç olarak kullanırlar. "Mûcizeleri açık ve kesin olarak görüp idrak ettikleri halde zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!" (Neml 27/14). İslâm dinî, insanlar arasında haksız sınıflaşmayı, sömürüyü, soy sop veya mal ve makam üstünlüğünü, zulmü ve baskıyı yasaklamış, adaleti emretmiştir. Üstünlüğün takvada ve diğer insanlara iyilik yapmada olduğunu bildirmiştir. Fakat müstekbirlere göre kendileri ya mal, ya makam, ya güç, ya da soy bakımından insanların en üstünüdürler. (Fussilet 41/15. Saffat 37/35)
Haksız yere istikbâr edenlere (büyüklük taslayanlara), bu küstahlığı davranış, karakter hâline getirene ‘müstekbir’ denir. Bunlar, kendilerinde bir üstünlük olmadığı hâlde büyüklük duygusuna kapılıp, doğru yoldan çıkan kimselerdir. Zayıf karakterlidirler, ama bu yönlerini insanlara karşı böbürlenerek gidermeye çalışırlar. Ellerinde dünya malı, güç ve kuvvet vardır, belki de iktidar makamındadırlar. Onlar, bu tür şeylerle büyüklük duygusuna kapılırlar. ‘Biz her şeye sahibiz’ anlayışı taşırlar. Sahip oldukları şeylerin kendilerine yettiğini, Allah’a muhtaç olmadıklarını varsayarlar. Bu duygular yüzünden yeryüzünde haddi aşarlar, başkalarına hükmetmeye ve onları kullanmaya yeltenirler. Küçük, zayıf, tehlikeli, düşman zannettiklerine, hatta insan yerine koymadıklarına acımasızca zulmederler, hayatı onlara dar ederler. Müstekbirler, kendi ‘hevâ’larına uyarlar. Onlar, kendilerini güçlü ve üstün gördükleri için ilâhî hükümleri tanımazlar ve akıllarına estiği gibi hareket ederler, daha doğrusu nefislerinin hevâsına uyarlar. Kur’an bu gibilerine varlıkları ve melekleri örnek almalarını öneriyor. (Nahl 16/49) Buna karşın müstekbirler, Allah’ın âyetlerine karşı kibirlenirler ve onları yalanlarlar. (A’raf 7/36) Peygamberlere ilk karşı çıkanlar da halk arasında mal ve makam sahibi, iblisin yolunu izleyen ya da iblisleşen müstekbirler olmuşlardır. (Bakara 2/87).
Istikbar edenlerin hiç biri aslında büyük değillerdir. Onları büyük ve yüce yapacak bir özellikleri de yoktur. Ancak onlar, kendilerinin büyük olduğu kuruntusu içerisindedirler. Allah (cc) şeytana soruyor: “Sen büyüklük mü taslıyorsun (istikbar mı ediyorsun) yoksa gerçekten sen üstün olanlardan mısın?” (38/Sâd, 75) Demek ki şeytanın yücelikle bir ilgisi yok. O kendinde bir üstünlük gördü, büyüklendi ve Rabbinin emrini dinlemedi. Allah’ın âyetlerine karşı çıkışın temelinde yatan sebep gerçekten ‘istikbar’ duygusudur. Aynı duygu; Allah önünde ibadet etmekten de hoşlanmaz. Diğer insanları küçümsemek, onlara tepeden bakmak, onlardan tiksinmek, onlara hakeret etmek ve onları çeşitli tuzaklarla kullanmak niyetinin arkasında da istikbar anlayışı vardır. Yeryüzünde zulme sebep olan, orasını ifsâd eden ve zayıfları ezen kimseler de yine bu istikbar duygusuna sahip olanlar ve bu yüzden taşkınlık yapanlardır. (28/Kasas, 39). İsktikbar sahibi müstekbirler, insanlara karşı ‘bağy’, azgınlık yaparlar. Bu azgınlıkların ile onları susturup hükmederler. Aslında onları koruyup kolladıklarını söyleyerek (Mümin 40/29) zulüm düzenlerinin, istikbârlarının devamını sağlamaya çalışırlar.
Hüseyin KUBAT
Aralık 2025 Burhaniye

