Fitne kelimesi, sözlükte “altın ve gümüş gibi değerli madenleri saflığını anlamak için ateşte eritmek” mânasına gelen fetn (fütûn) kökünden türemiştir. Kelimenin en eski kullanımlarında “derisini daha kolay yüzebilmek için kurbanı sıcak kuma gömmek; kandırmak, gönlünü çelmek” ve “pusu kurarak yol kesmek” anlamları da vardır. Kuyumcu için aynı kökten gelen fettân kullanılır (Lisânü’l-ʿArab, ftn md.). Kelime Kur’ân-ı Kerîm’de “ateşe atma, ateşle azap etme” anlamında geçmektedir (Zâriyât 51/13). Fitnenin zamanla kazandığı, insanın zarara uğraması veya uğratılması şeklindeki anlamında ateşte yanmayla ilgili eski mânanın da etkisi olmuştur. Klasik sözlüklerde bu anlamların başlıcaları şu şekilde sıralanmıştır: “Sınama, maddî ve mânevî sıkıntı, üzüntü, belâ ve felâketle imtihan etme.” İnsanın içine aşk ateşi düşürdüğü veya gönlünü çelip mantıklı düşünmesini engellediği için kadına fettân denilmiştir. Aynı kelime, kişinin aklını karıştırıp ahlâkını bozan ve cezaya çarptırılmasına sebep olan şeytan için, ayrıca zarar verme mânasından dolayı hırsız için de kullanılmıştır. (Mustafa Çağırıcı Fitne md.).
Kur’ân-ı Kerîm’de bir çok yerde geçen bu kelime aynı şekilde farklı anlamlarda kullanılmıştır. "Biz ancak imtihan (fitnetun) vasıtasıyız; sakın küfre sapma!” demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi..." (Bakara, 2/102). Burada sınama, deneme ve imtihan anlamında kullanılmıştır. "Fitne adam öldürmekten daha kötüdür... " (Bakara, 2/191). Bu âyetlerde şirk, küfür, müşriklerin müslümanlara uyguladıkları ve şirke döndürmeyi amaçlayan baskılar anlamında kullanılmıştır. Yine Kur’ân'da sapıklık, sapma, saptırma (Mâide, 5/41), azap, işkence, ateşe atma (Burûc 85/10), düşman saldırısı (Nisâ 4/101), Allah’ın kullarına farklı imkânlar vererek birbirlerine karşı niyet ve tutumlarını ortaya çıkarması (En‘âm 6/53), günah (Tevbe 9/49), şeytanın hile ve tuzağı (A‘râf 7/27), şeytanın zayıf ruhlu kişilere aşıladığı bâtıl inanç ve kuruntu (Hac 22/53), nifak, münafıklık (Hadîd 57/14), delilik anlamında (Kalem 68/5-6) kullanılmıştır.
Görüldüğü üzere Kur’ân-ı Kerîm’de Fitne kelimesi hem olumlu hem de olumsuz anlamda geçmektedir. Fitne ve fetn, saf altın veya gümüş elde etmek için maden karışımını ateşte yakmaktır. Buna göre fitne, iyi ile kötüyü, temiz ile kirliyi, doğru ile yalancıyı seçip ayırmakta, bir fıtrat yöntemi olarak kullanılmaktadır. O halde, birey veya toplumun, arındırılması gereken cüruf ve pisliği ne kadar çoksa, fitnesi o kadar fazla ve yoğun olacaktır. Ve o halde, insanlık, kirlilik ve kötülük oranı yükseldikçe, fitneye daha çok maruz kalacaktır. Nitekim iç içe fitneleri en ileri anlamda bünyesinde barındıran ve faaliyete geçiren savaş da bir büyük fitnedir. Hatta savaş, en büyük fitnedir. Ve bu büyük fitne, insanlığı âdeta süzüp temizliyor; insanın pisliklerini, iğrençliklerini onun önüne koyuyor. "İnsanlar, 'İnandık' demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve hiçbir imtihana (yuftenun) çekilmeyeceklerini mi sandılar! Yemin olsun ki, biz, onlardan öncekileri de fitne yoluyla denemişizdir. Allah, özüyle sözü bir olanlan elbette bilecektir. Ve O, yalancıları da elbette bilecektir." (Ankebût, 29/2-3). Demek oluyor ki, fitne bir tekâmül, olgunlaşma ve arındırma aracıdır. Bu yüzdendir ki, fitne, insanın muhatap olduğu bütün değerlerle gelebilir. Olumlu değerler kadar olumsuz değerler de fitne konusu olabilir.
"Her can ölümü tadacaktır. Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz."(Enbiya, 21/35). Bu âyet, insana ölümlülüğü, hayatın iyi ve kötü yönleriyle bir sınav alanı olduğu, sonunda herkesin Hakk’ın huzuruna varıp hesap vereceği gerçeğinin yalın fakat etkili bir ifadesidir. Fitne, insanın tekâmülünde karma bir imtihan ve ıstırap yoludur ki, hem nimetten zuhur eder hem zahmetten. Râgıb'ın ifadesiyle bu "fitne imtihanı bazen bir hikmete bağlı olarak Allah'tan gelir, bazen de kulun hatalannın bir eseri olarak vücut bulur." Ve Kur'an'dan anlaşılan odur ki, insan fiillerinin eseri olan fitne, bizzat o filleri sergileyen insanın hizaya getirilmesini sağlayan ruhsal ve toplumsal ıstıraplar yaratır. (Kuranın Temel Kavramları1,Yaşar Nuri Öztürk). Hayat bir fitneler (imtihanlar, denemeler, sınamalar, belâ ve musibetler) serisi gibi insanı kuvvetlendiren, geliştiren ve onun bakışlarını (feraset-basiret) keskinleştiren bir eğitici gibi karşısına dikilir ve gerçeğin yeni boyutlarını kavramasında onun yürüyüşünü hızlandırmak için vücuduna sürekli diken batırırak onu uyarır. Bu yüzdendir ki, varlık ve oluşu bir ayetler, ibret ve işaretler tablosu olarak gören Kur'an, insana verilen en güzel ve yararlı nimetleri bile birer fitne olarak nitelendirir. "Şunu kesinlikle bilin ki, sizin mallarınız da, evlatlarınız da birer fitnedir." (Teğabün, 15; 8/28;). Bu yüzden İslâm âlimleri fitne için; hayat fitnesi, ölüm fitnesi, mal fitnesi, evlat fitnesi, kadın fitnesi, zenginlik fitnesi, yoksulluk fitnesi gibi kavramlar kullanmıştır.
Fitne insanların karşılıklı münasebetleri için de söz konusu olabilir. İnkârcıların müslümanlara karşı olumsuz tavırları müslümanlar için bir fitnedir; zira böylece onların sabırları ve İslâm’a bağlılıkları denemeden geçirilmiş olur (Furkān 25/20). Kur’an’a göre insan inkârcılık, münafıklık gibi yanlış inançları veya kötü davranışları sebebiyle kendi kendisinin de fitnesi olabilir (Hadîd 57/14). Yine Kur’ân-ı Kerîm’de şeytanın hile ve tuzağı (A‘râf 7/27), şeytandan gelen bâtıl inanç ve kuruntu (Hac 22/53), Firavun’un Mûsâ’nın dinine girmelerini önlemek için kavmine işkence etmesi (Yûnus 10/83), düşmanın müslümanlara saldırarak onları öldürmesi veya esir alması (Nisâ 4/101), yahudilerin, Hz. Peygamber’i Allah’a kulluktan uzaklaştırıp kendi isteklerine boyun eğdirmeye kalkışmaları (Mâide 5/49) gibi olaylar fitne kelimesiyle ifade edilmiştir.
Hadislerde de fitne kavramı geçmektedir. Ayrıca hadislerde “deccâl fitnesi”, “mesîh fitnesi” şeklindeki tabirlerle kıyamet alâmetleri diye bilinen gelişmelere de fitne denildiği görülür. Bir hadiste “Birtakım fitnelerin yağmur selleri gibi evlerinizin arasında aktığını görüyorum” demiştir (Buhârî, “Fiten”, 4). Hadis âlimleri bununla, bilhassa Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle başlayıp sonraki dönemlerde devam eden kargaşa ve iç savaşlara işaret edildiğini belirtirler. Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiği bir hadiste, “Zaman yaklaşacak (zamanın bereketi kalmayacak), ameller azalacak, aç gözlülük yayılacak, fitneler açığa çıkacak ve adam öldürme olayları artacak” denilmektedir (Buhârî, “ʿİlim”, 24). Ayrıca fitnelerin ahir zamanda artacağını anlatan hadisler bulunmaktadır. “Yakında fitneler meydana gelecektir. O zaman oturan ayakta durandan, ayaktaki yürüyenden, yürüyen koşandan hayırlıdır” (Müsned, V, 39, 48, 110; Buhârî, “Fiten”, 9) meâlindeki cümlelerle başlayan hadisten, kişinin böyle olaylara ne ölçüde bulaşırsa o nisbette sorumlu ve günahkâr olacağı anlaşılmaktadır. İnsanların sebeb olduğu fitneler, olumsuz fitnelerdir ve bu türden bir fitneler, öldürmekten de beterdir. "Fitne öldürmekten daha kötüdür." (Bakara, 2/191) Bu tür fitnenin tamamen ortadan kalkmadığı bir dünya mutlu bir dünya olamaz. Bunun içindir ki, emanetin taşıyıcısı olan Muhammed ümmeti; fitne ortadan tamamen kalkmadıkça savaşını durduramaz. "Fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın; fakat vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına saldırmak yoktur." (Bakara, 2/193). Eğer durdurursa yeryüzünde bozgun artar, karmaşa büyür. "İnkâr edenler de birbirlerinin yakın ve yardımcılarıdır. İlişkilerinizi böyle kurmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozulma olur."(Enfâl, 8/73)
Îçinde yaşadığımız İslam topluluğunun bir ferdi olarak, etrafımızda oluşup gelişen hadiselere gözü kapalı olarak bakıp geçmekten ziyade, zaman zaman durum değerlendirmesi yapmak, hadislerde ifade edilen hakikatlere göre kendimizi ölçmek ve neler yapmamız gerektiğini tesbit ederek hayatımıza yön vermek zorundayız. "Ey müminler! Öyle bir fitneden sakınınız ki, o, hiç de sizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz (onun dehşeti günahsızları bile kuşatır), (Enfâl, 8/25). Çeşitli hadislere göre en büyük fitne ümmetin birliğini bozan ve İslâm toplumunun sosyal hayatını ihlal eden, azgın, aşırı hareketler gelir. İkinci planda da İslâm devletinin müdafasından kaçmak, bütün ümmetin gözü önünde dinden irtidat etmek, zâlim yöneticilere hayır ve doğru olan şeyleri öğütlemeyip, onlara dalkavukluk yapmak veya yağ çekmek gibi kötü şeyler gelir ki, bunlar da bir ümmetin bütün fertlerinin maruz kalmalarına sebeb olan fitne ve belalardandır. İslâm tarihinin ilk dönemlerinde siyâsi sebeblerle zuhur eden dahilî ihtilaflar âlimlerimizce fitne olarak nitelendirilmiştir. Mesela; Cemel ve Sıffîn vakaları, Hz. Osman ve Hz. Ali`nin şehid edilmeleri, Muaviye`nin oğlu Yezid`i kendine halef ve veliahd tayin etmesi gibi İslâm devleti bünyesinde ortaya çıkan fitnelerdir. Bu tür fitneler sonucu bir çok müslüman hayatını kaybetmiş yeni yeni batıl mezheplerin ortaya çıkmasına sebeb olmuştur. Açılan bu tür yaraların kanları zamanımıza kadar akmaya devam etmiştir.
