Ferhat ÖZBADEM

Ferhat ÖZBADEM

Eleştirel Yaklaşım ile Edward Said

05 Şubat 2026 13:07 Boğaziçi Eğitim Derneği 19

Edward Said aslen Filistinli. 1935 yılında varlıklı bir Hıristiyan ailenin çocuğu olarak Kudüs'te dünyaya geldi. 1948 yılında ailesi göçmen olarak Mısır'a yerleşti ve İngilizce dışında başka bir dilin konuşulmasının yasak olduğu seçkin koloni okullarında eğitim aldı. Aldığı bu Anglosakson eğitim sırasında kendisine "Avrupalı olmayan diğer" olduğu da öğretildi. Kendisi bu durumu şöyle anlatıyor: "Biz'i Onlar'dan ayıran dilsel, kültürel, ırksal ve etnik çizgi idi. Benim Anglikan kilisesine bağlı olarak doğmuş, orada vaftiz edilmiş ve kilisenin bir üyesi olmuş olmam işimi kolaylaştırmıyordu."

Said, 1951'de Mısır'daki okuldan haylazlık nedeniyle uzaklaştırılınca babası tarafından eğitimini sürdürmek üzere Amerika'ya gönderildi. O yıllar Ortadoğu'nun giderek karıştığı yıllardır. Üniversite eğitimini Princeton ve Harvard'da tamamlar. Bu yıllarda, tatillerinde ailesinin Mısır'dan ayrılarak yerleştiği Lübnan'a gitmekte, edebiyat, müzik ve felsefe eğitimi almaktadır. 1963 yılında New York'da Columbia Üniversitesinde ders vermeye başlar.

O yıllarda Arap ya da Filistin'li olarak değil herkesi daha rahatlatan bir terimle, Orta Doğulu olarak anılmaktadır. Durumunun garipliğini hissetmekle birlikte bilinçli bir tepki oluşturmadığı, geleneklerinden kopuk olarak yaşadığını söylediği 1967 yılına kadar politik bir eylemin içinde yer almaz. 1967 yılındaki Arap-İsrail Savaşı ile çakışan üniversitedeki politik hareketlilik ve Vietnam Savaşı değişikliklerin başlangıcıdır. Filistin milliyetçiliği hareketine katılır. Yahudi karşıtı olduğu gerekçesiyle ABD'de eleştiri alır. Kazanılmış kimliği ile doğduğu ve uzaklaştırıldığı kültür arasındaki farklılıkların oluşmasına izin verdiği düşüncesinden hareketle daha önce yapmadığı bir şeyi yapar ve 1972 yılında "sabbatical" hakkını Beyrut'da Arap edebiyatı konusunda çalışarak kullanır. Böylece, hem Arap hem de Amerikalı olarak, hem birlikte hem de birbirine karşı düşünmeye ve yazmaya başlar.

70'lerin sonlarında Enver Sedat ve Yaser Arafat tarafından barış görüşmelerine Filistin temsilcisi olarak atanır. Sürgünde Filistin Parlamentosunda 14 yıl görev yapar. 1980'lerin sonunda FKÖ lideri sonunda FKÖ lideri Yaser Arafat'la görüş ayrılığına düşerek barış görüşmelerinde görev almaz ve barış karşıtı olmakla suçlanır. 1985'de İsrail Savunma Gücü tarafından Nazi olmakla suçlanan Said çeşitli tehditler alır. 1999'da "Out of Place" adını verdiği anılarını yayınlamıştır. İngilizce ve Arapça dışında Fransızcayı da iyi bilen Said, Londra'da yayınlanan The Guardian, Fransa'da yayınlanan Le Monde Diplomatique ve Arapça yayınlanan günlük Al-Hayat gazetelerine düzenli olarak yazılar yazmaktadır.

1978 yılında yayınlanan "Oryantalizm" (Şarkiyatçılık) üzerinde çok konuşulan ve tartışılan bir kitap olmuş. Bunu "Kültür ve Emperyalizm", Filistin ve İslam'a dair diğer kitapları izlemiş ve yayınladığı toplam 10 kitabı 14 dile çevrilmiş. Üç ayrı yayınevi tarafından Türkçe'ye de çevrilmiş ve basılmış olan "Orientalizm" dışında Türkçede basılmış diğer kitapları; "Filistin Sorunu", seçme yazılarının yer aldığı "Kış Ruhu", "Haberlerin Ağında İslam", "Kültür ve Emperyalizm", "Entelektüel; Sürgün, Marjinal, Yabancı", ve F. Jameson T. Eagleton ve E. Said'in yazılarından oluşan "Milliyetçilik, Sömürgecilik ve Yazım".

1990'lı yılların başından bu yana lösemi hastası olan Said, 25 Eylül 2003'te New York'taki bir hastanede 67 yaşında hayata veda etti.

Oryantalizm'de Edward Said'e eleştiri getirmek gerekirse, Said de Batı'nın diline, Doğu kültürünü ve medeniyetini anlatırken bazı bazı göz kırpmıştır. Batı'nın artık kanun gibi kabul ettiği, Doğu'nun tembelliği kavramı, Said'in de fikriyatında önemli bir rol oynar. Tabii ki, bu önemli bir nokta. Doğu medeniyetinin son yüz yıllık süreci değerlendirirsek, kendine düşen görevi yapamadığının herkes farkında. Ama acaba Doğu medeniyetini emperyal güçler tarafından rahat bırakıldı mı? Batı'nın ve özellikle İngiltere'nin ve son olarak Amerika'nın Doğu'ya hangi gözle, hangi kolonyalist anlayışla baktığı ayan beyan ortada.

Oryantalizm incelemelerinde Türkiye'yi nerdeyse unutmuş bir entelektüeldir Said. Bu tutumunun sebebi nedir hiç anlayamadım. Kendini bu konuda yetkin görmeyişi mi, inceden Arap milliyetçiliği çerçevesinde düşünmesi mi, yoksa gerek görmeyişi mi?

Said, Amerikan sömürgeciliğini ele alırken, Amerikalı muhalifleri anıyor ama Avrupalı sömürgeciliğini ele alırken Avrupalı muhalifleri anmıyor. Bu da, "Avrupa'da muhalifler yoktu ama Amerika hem sömürgeci hem de Amerikalı muhalifler var" biçiminde -Said'in sanıyoruz istemeyeceği- bir hava yaratıyor.

Aslında Said, Arapları ele aldığı son bölümde, kendi oryantalizm eleştirisiyle çelişiyor çünkü açıkça ifade etmeden, Avrupalı sömürgecilerin Araplara bakışının doğruluğunu onamış oluyor. Adonis için kurduğu bir tümce şöyle: "Arap toplumundaki hukuk kurallarının, iktidarı eleştiriden, geleneği de yenilikten ayırarak, tarihi, kuşatıcı ve sonsuzca yinelenen bir evveliyat koduna nasıl sıkıştırdığını da gösteren Adonis (…)" (Said, kültür ve emperyalizm s.436).

"Said daha eğitiminin ilk yıllarında -her ne kadar kendisi bir Hıristiyan Arap olsa da- Ortadoğulu olmasından ötürü, bir ötekilik mevhumuyla yüzleşmek zorunda kaldı. Hatta bu yüzden olsa gerek Said, Şarkiyatçılık (Oryantalizm) adlı çalışmasına yazmış olduğu giriş bölümünde, kendisini böyle bir çalışmaya sevk eden saikların başında, hiçbir zaman kaybetmemiş olduğu 'Şarklılık' bilincinin olduğunu söyler. Bununla birlikte Said'de adeta potansiyel olarak var olan Şarklılık bilincinin aktüel hale gelmesi için, 1967 yılında başlayan Arap-İsrail savaşını ve yine o yıllarda devam eden Vietnam savaşının etkilerini beklemek gerekmiştir. Söz konusu savaşlar Said açısından bir anlamda politik bir duruşun gerekliliğine yönelik teşvik edici kuvvet işlevi görmüştür. Bu motivasyonun da etkisiyle Said, Filistin milliyetçilik hareketine katılmış, Amerika'nın Ortadoğu politikası ve İsrail Siyonizmi hakkında ciddi eleştiriler kaleme almıştır." (Arsen Ceyhan) Ortadoğu ve Siyonizm ile ilgili ciddi ve akademik eleştirileri olan Said, batıyı anlamlandırırken aynı düzeyde eleştirilerde bulunmamış olması yönü ile eleştirilebilir. Burada şöyle bir itiraz gelebilir; bazı yönlerden batıyı eleştirdiği bu konuda haksızlık edilmemesi gerektiği söylenebilir. Dünya çapında tanınmış görüşleri kabul görmüş bir insanın batıyı her yönü ile eleştirmemiş olmasının herhangi bir savunması olamaz sanırım.

"Edward Said, nerede olursa olsun Arap kaygılarını taşıyan, nezaket, kültürel derinlik, siyasî ve akademik deneyim, başkalarını ikna etmede ve akıllarından önce kalplerini kazanmadaki seçkin üslubu bir arada toplayan eşsiz bir şahsiyete sahip olduğu gibi farklı yeteneklere de sahip dünyanın dört bir yanında sorunlarımızın elçisi ve işaretlerimizden bir işaretti."(Abdulbari Atwan/Zaman) Atwan'ın ifade ettiği gibi Said her zaman için Arap kaygıları taşıyan yönü ağır basmıştır. Her doğulu önce doğulu sonra insan tespiti tam da burada anlam buluyor. Bir Arap düşünürün (Atwan'ın) son cümlesi de dikkat çekiyor. Dünyanın her yanında Arapların sorunlarının elçisi olması yönü ön plana çıkarılıyor. Atwan, tespitinde olabildiğince haklı ve tutarlı. Said'in eleştirilecek yönleri üzerinde duruyor olmak, iyi ve güzel yönlerini inkar etmek anlamına gelmiyor. Fakat ortada ciddi bir sorun var. Mevzu bahis Edward Said olunca, Şarkiyatçılık veya emperyalizm ile ilgili bütün görüşleri itirazsız kabul ediliyor. Entelektüel yönü ve Siyonizm'e karşı verdiği mücadele takdir edilebilir bununla birlikte eleştirilebilir. Tanklara taş atan fotoğraf bile Said'e saygı duymak için yeterli bir sebep fakat değerlendirme yaparken eksik yönleri ve hatalı görüşleri ketm edilmeli yaklaşım yanlış olur sanırım.

Said'in oryantalizme getirdiği eleştiriler çok önemli. Oryantalizmin sömürgeciliğin uç karakolu gibi çalıştığı tespiti ile net bir bakış açısı ortaya koymuştur. Bu tespit ile birlikte konuşmamız gereken konu, Said bu eleştirileri ile oryantalizme katkı mı sağlamıştır yoksa oryantalist yaklaşımın tıkanmasına mı sebep olmuştur? Oryantalizme katkı sağladığı düşüncesi taşıyorum. Oryantalizmin ve bir şekilde ilişki içinde olduğu emperyalizmin eleştirisi tersinden oryantalistlere ve emperyalistlere yaramıştır. Getirilen eleştirilere karşı gardlarını almışlar. Nasıl ki, post-modernizm modernizmin basamak atlamasına sebep olmuştur, oryantalizm eleştirileri de oryantalizmin basamak atlayıp post oryantalizmin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Entelektüellerimizin her yönü ile takdir ettiği Said, entelektüellerimizin düşünce dünyalarını oryantalizm konusunda bir yerde durmasına sebep olmuştur. Entelektüellerimiz derken belli bir ırk ya da görüşe bağlı olanlar değil, Said etkisinde kalan bütün entelektüelleri kast ediyorum. Said'den sonra daha üst perdeden eleştiri de bulunan birilerinin olmaması bu ön kabulün doğal sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Said'in tarih ile ilgili yanılmalarına da atıfta bulunmak gerekiyor. Şunu açıkça ifade etmek gerekiyor ki, bu hataları ortaya koyarken amacım Said'in ayak dibi edilmesi düşüncesi değildir. Amacım, Said'in görüşlerini tartışmasız kabul eden, o ne demişse doğrudur eleştirilemez mantığına sahip insanların gözünü açmaktır. Said'in en tarihsel olaylar ile ilgili hatalı görüşlerinden biri, İslam ordularının Kuzey Afrika'yı feth etmeden önce Türkiye'yi fethettiğini öne sürmesidir.(Oryantalizm kitabı) doğru olan şekli ise, İslam ordusu Kuzey Afrika'yı 7. yüzyılda feth etmişlerdir; bugün Türkiye'ye ait olan Anadolu toprakları ise Doğu Roma İmparatorluğu'nun toprakları idi ve 11. yüzyılın sonlarında Selçuklu Türkleri tarafından fethedilinceye dek bir Hıristiyan ülkesiydi.

Liberalizm ile ilgili olarak Said'in yaklaşımları da enteresandır. Savunuyor ya da hoş görüyor olması kişinin sahiplendiği ideolojiye göre eleştirilebilir veya sahiplenilebilir. Fakat faşist fikirleri ile tarih sahnesinde yer almış olan Newman gibi bir adamdan liberal olarak bahsetmesi gerçekten sorunlu bir yaklaşım. Said'i bu konuda eleştiren kişiyi tam olarak hatırlamıyorum ama Said'in kitaplarında satır aralarında ve dipnotlarında Newman adını görüp biraz araştırma yapınca eleştiriyi yapan kişinin haklılığına şahit oldum.

Hatime olarak niyetim Edward Said konusunda bilgi sahibi olmak isteyen insanların bakış açılarının daha geniş bir perspektife vesile olmasıdır. Bu konuda yeni tartışmaların meydana gelmesi ile Edward Said ve fikirleri daha sağlıklı bir algı ile benimseneceği kanaatindeyim. Savunular ve eleştiriler yapıcı bir mantık ile olursa daha sağlıklı bir bakış açısına sahip olacağımız kanaatindeyim.

Yorum Ekle

İlk Yorumlayan Siz Olun!

YAZARIN SON 5 YAZISI

Tüm Yazıları
Boğaziçi Eğitim Derneği

Boğaziği Eğitim Derneği Kurumsal Web sitesi.

Boğaziçi Eğitim Derneği

İstiklal Mah. Hamikoğlu Sok. No:16
44320 Battalgazi / Malatya

Dernek Yazılımı: Medya İnternet™ - Dernek Sitesi Kulga © Tüm Hakları Saklıdır.